artı on sekiz: kaydıraklar, çocuklar ve zaman.


yaşasın sikimsonik her şey, kahrolsun mantıklıymış gibi gözüken bilgiler.

biraz uğraşsam kafamdan bilgiler sıçabilirim. göt ile beynin yer değiştirmesinden evla bir durum var; çük ile beynin yer değiştirmesin a dostlar! her insanı sikebileceğini düşünen beyinlerin, ve bunları becerebilen insanları kıskanmamızın şerefine içelim bu akşam. doldur ulan hancı, parasını hiç dert etme; ödeyemeyeceğiz nasıl olsa.
düz duvarda yamuk yürüdü odun. hiçbir şey hatırlamıyordu. kafasını duvara yaslamış yürüdüğünü hayal ediyordu. yer çekimini alt üst etmenin verdiği güçle her şeyi yenebileceğine inanıyordu. delikanlılar, küçük çocuklar, mahallenin büyükleri dışarıdan bağırıyordu "pabucu yarım odun! dışarıya çıkarsan ecdadınızı sikeriz." diye.

gün yeni başlamıştı benim için. sabahtan kalma varoşlar, karısını henüz dövmeye başlamamış rakı sever abileri selamlıyordum. sahili olmayan kentin dalgakıranlarına koyulmuş banklarda uyanmıştım. delikanlıları duydum, küçük çocukları. "pabucu yarım odun! dışarı çıkarsan ecdadını sikeriz!" diye bağırıyorlardı. baş ağrısının bana verdiği yetkiye dayanarak peşlerinden koştum.
yaşasın kırmızı ışık kurallarına dair hiçbir şey bilmeyen insanlar! kahrolsun trafik kanunlarını yazan şerefsiz cellatlar.

kimin kimi öldürdüğü bilinmeyen sokaklarda da doğabilirdim. annem beni iyi ki bir caminin kapısına sahipsiz bırakmamış. tanrıyla hiç konuşamayabilir, dünyaya neden bu kadar geç geldiğimi soramayabilirdim. benden önce gelen insanların ruhlarıyla korumakta olduğu ahlakı öğrenemeyebilirdim.

yaşasın ahlaksızlıklar! kahrolsun etikler.
yamuk duvardan düz uyandı odun. kaybettiği şeylerin şerefine içtiği dün akşamı hatırlayamadı. cebinde kalmamış parasıyla nasıl bu kadar sarhoş olduğunu hatırlayamıyordu. delikanlıları, küçük çocukları duymadı. yanındaki kadına baktı. kadın uyuyordu. gözleri kanlıydı. kadının yanından kalktı odun. mutfağa gitti. kolonya aldı. "iltihap kaplamasın" niyetiyle gözlerine damlattı kadının.

dalgakıranlara geri dönmüştüm. odun'un evine gittim. kapıyı çaldım, açmıyordu. içeriden çığlıklar yükseliyordu. bir kadının inlemelerini mi duyuyordum bilmiyorum. acı çığlıkları da olabilirdi. kapıyı tekrar çaldım, açmıyordu. kapıyı tekrar çaldım, açmıyordu. kapıyı tekrar çalmadım. içeriden çığlıklar yükseliyordu.
yaşasın birbiriyle sevişebilen çiftler! kahrolsun zamana bırakılmış ilişkiler.

kimden olduğu belli olmayan, orta çağda doğmuş bir piç olabilirdim. olmamam için bir sebep bulmam gerekiyordu ve belliydi; adım leonardo da vinci değildi. başka bir erkek için terk edilmiş evladiyelik de olabilirdim; bir süt annem olsaydı memeler daha hoş gelebilirdi belki de. zarar veriyorsam kendime veriyor olurdum. zaten aşk; insanın kendi kendine çıplak binebilmesi anlamına geliyordu.
gözlerinin acısına dayanamıyordu kadın. bunu şehvetli bir aşk zannetmişti oysaki odun. gözlerinin yanmasıyla çığlıklar atan kadının dudaklarına yapışmıştı. kadının, altında debelenmesiniyse vahşiliğe vurmuştu. dünü unutmuş bugüne bakıyordu. kadınına bakıyordu. acı çığlıklarını inlemelerle karıştırmış kadınına. kadın "kalk orospu çocuğu! siktir git!" diye bağırıyordu. sevişmek için güzel bir bahaneydi.

kapıyı kırmak üzereydim. kapının koluna tekme atıyordum. kapının benden daha güçlü bir varlık olduğunu unutuyordum. belimdeki silaha davranmak istemiyordum, polisi aramayı da. dalgakıranlara geri döndüm ve hiçbir sikimde değilmiş gibi davranmaya devam ediyordum. odun acı çekmiyordu, kadını düşünmek bile istemiyordum.

sikimde bile değildi. kadın ölüyordu belki de. çocuklar, kaydıraklardan kayıyordu hemen sağ tarafımda. zaman geçmiyordu. umrumda da değildi. pislik bir mahalleydi burası. rakı içen abiler karılarını dövmeye başlamıştı bile. sinir krizleri geçiriyor, tekrar tekrar dövüyorlardı. karıları da susuyordu abilerin.

güzel bir gündü. birilerinin ölmesi için güzel bir mahalleydi burası. benim de sikimde değildi zaten. sahilsiz kentin dalgakıranlarında, banklarda uykuya dalacaktım. odunu düşünüyor, rüyamda görmeyi umuyordum. yıllar sürecek bir uyku daha beni bekliyordu.

yine sikimde değildi, yine kendimi öldürüyordum.
yaşasın yazarın hayal gücü. ve kahrolsun hikayelerin anlamsız olduğunu düşünen insanlar!

birilerinin beni anlaması gerekmiyordu, birilerine kendimi anlatmam da öyle. hancıyı siktir ettim bu akşam, kendi alkolümü kendim de doldurmuyordum. kahvenin suyla karışmış parçacıkları, kahvenin içinde zaten görünmüyordu. derdimi anlattığım insanlar da öyleydi işte; dertlerim kimseye, bana göründüğü gibi görünmüyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?