Ana içeriğe atla

benden daha iyi olabilir.

ben sadece susmayı ve gözlerine bakmayı iyi bilirim. insan ister istemez onunla karşılaştırıyor kendisini. bir "o" olamayabilir, bir "o" kadar mutlu edemeyebilirim seni. "o"nun götürdüğü yerlere götüremem mesela. ya da "o"nun kadar yakın bile olamayabilirim. insan bazen empati kurduğunda anlıyor çoğu şeyi; mutluluk klasmanı hariç, "o" her şeyde benden daha iyi.

uyuduğun saati bilebilirim. en son ne zaman hastalandığını, en son ne zaman mutlu olduğunu, tam şu an neler hissettiğini tahmin edebilirim. ama annem bana "öyle aşk karın doyurmuyor" derdi. bu yüzden her seferde daha fazla korkuyor ve daha fazla empati kuruyorum. ve belki de bu yüzden her yazımda korkudan bahsediyorumdur kim bilir? seni çok sevebilirim, beni çok sevebilirsin ama... onun yaptıklarını yapamayacağımı ben de biliyorum.
günün kahramanıydım. iki insanın derdini dinlemiştim. belki de ikisi birbirine daha fazla yakınlaşacaktı artık. birbirlerini kaybetmemek için büyük bir savaş vereceklerdi. ya da ayrılacak, yollarına devam edeceklerdi. ben yapmam gerekeni yapmıştım.

her günün sonunda ve her hikayenin başında olduğu gibi, eve geldim. unutacağımı bile bile su kaynattım belki kahve yaparım diye. yapmadım. kapım yine çalmadı. içeriye biraz hava girsin diye camları bile açmadım. gözlerimi her zamankinin aksine kapatmadım. hiçbir şey yaptım koskoca evin içinde, sadece "hiçbir şey."

zaman yine durmadı. içimde var olan ölüm isteğiyle yaşamanın zor olduğunu hatırladım. bir şeylere ihtiyacım vardı, sen bile olabilirdin. bir şeyler var olmadı. günden güne battığım karanlığın yamacında ağladım. geçmedi.
sadece düşünerek yaşayabileceğini düşünen bir insanı tanıyordum. yemek yemiyor, yemeği düşünüyordu. uyumuyor, uyumayı düşünüyordu. sevmiyor, sevmeyi de düşünmüyordu bir türlü. "neden sevmeyi düşünmüyorsun?" diye sormadım zaten ben de hiçbir zaman.
bir hikaye daha bitti, bir hikaye daha başlayamadı bir türlü.
bir romanın en iyi karakteriydim, kaybedeni yani.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…