Ana içeriğe atla

hatasızlık.


fotoğrafı çeken: magdalena roeseler

gülücüklerimin arasına sıkıştırılmış, özene bezene dudaklarıma eklenmiş mutsuzluklar taşıyorum. en kötü tarafını da biliyorum; kimsenin fark edemiyor olması. zamanla kendi kendime bile fark edemediğim mutsuzluklar, sessizce içime saklanmış ya da "off"larken uçup gitmiş şeylerden bahsediyorum. "neyin var?" diye sorduğunuzda veremediğim cevaplardan, zorlayarak ağzımdan çıkan kelimelere saklanmış bazı şifreli mutsuzluklardan bahsediyorum. beni tanıyan bilir; ben konuşamam... sadece yazarım.
yarım saat sonra ölebileceğimi düşünüyorum. kafama düşebilecek, varlığı tespit bile edilmemiş meteorun ağırlığını kaldırabilecek güçte değilim. tanrı beni bir karınca olarak yaratmadı; yaratsaydı kendimden kat kat büyük şeyleri taşımayı öğrenebilirdim.

yarım saat sonra ölebileceğimi bile bile hata yapmıyor olmak bana acı veriyor. yarım saat sonra öleceksem eğer; geri de bıraktığım hataların bir gram önemi olur muydu merak ediyorum. iki seçenekte kayboluyorum diğer insanların aksine. tek seçeneği ikiye çıkartıp soruyorum: yarım saat sonra ölmeyi mi tercih ederdim, hata yapmayı mı?

düşüncelere dair bozukluklarımı unutup söz veriyorum "düşünmeyeceğim" diye. böyle bir söz verdiğimde ben önce düşünmemeyi düşünür, sonra düşünmemem gerekenleri düşünürüm. orhan gencebay'ın bugüne kadar hiç dinlemediğim şarkısıyla avuturum kendimi: "hatasız kul olmaz."
hep aynı şeylerden bahsediyor olmak beni de bir nebze üzüyor. sonsuz bir döngüye girmiş, birbirini takip eden şeyleri sürekli ama sürekli düşünüyorum. ne ileri, ne geri, sağa ya da sola adım atamıyorum; her tarafım bataklıklarla dolu. ayakta kalabildiğim tek yerde tekrarlıyorum her şeyi... bu sefer size soruyorum; hep aynı şeyleri okumaktan bıkmadınız mı?
bugün bir farklı olsun diye hayaller kuruyorum. inan içimden hiçbir şey yapma isteği gelmiyor. sevdiğim kadın yanımdayken eğlenmek yerine zamanı durdurmak istiyorum. o anın hiç bitmemesi gerektiğini bilirken; biteceğini bilmek de zor geliyor. beraber olduğumuz o anın bir "hata" olduğunu düşünmesini istemiyorum. çünkü her insanın yalanlara inanmaya ihtiyacı var, benimki biraz daha fazla.
bugün bir farklı olsun diye çayıma şeker atmadım. kahvemi şekersiz içtim.
her insan hata yapar. benim en büyük hatam şekersiz çay ve kahve içmek.
bir de...
olm haramiler'in mavi duvar şarkısı mükemmel ya.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…