Ana içeriğe atla

hipokondriyak şizofreni.

üzerimde garip ve anlamsız bir heyecan var. bursa'dan bıraksan paris'e kadar koşarak gidebilirim. oysaki dünden bugüne, önceki günden bugüne, yıllar önceden bugüne hiçbir şey değişmemiş gibi. aynı acıları çekiyor, aynı acıları yaşatıyorum kendime. şerefsizim aklıma gelmişti böyle bir şey; denememiştim. uzun zamandır kafama taktığım her şeyi takmamayı istediğimde takmayabiliyormuşum, garip. insan bazen, hayret ediyor.

bir sperm tarafından döllenen yumurta hücresi ikiye, dörde ve sonra sekize bölünür. büyümesi hızlı gerçekleşir. embriyo hücreleri plasentayı oluşturur. anne yavrusunu beslemeye çalışır ama plasenta o kadar küçüktür ki; bebeğe ulaşması gereken oksijen, karbondioksit olarak hayata döner. çocuk ölür, anne karbondioksit doğurur. anne, acıyla kusar.

tüketilen alkol, mide ve bağırsaklar tarafından emilir. ağızdan girer girmez, kan dolaşımını siklemeden vücuda bulaşır. etil alkol o kadar çabuk erir ki; diş etleri bile saygı duyar ve kana geçmesine izin verir. tüketilen alkol, her şeyin berbat olmasıyla aynı sürede; bir kaç dakika içerisinde beyine ulaşır. kalp kasları genişler ve nabız hızlanır. alkol, mideye fazla gelir. insan, acıyla kusar.

ölümle sarhoşluğun farklı sürelerde, aynı tepkiye yol açmasının bir sebebi var mıdır? merak konusu. ölen bebek, annede kana neden olur; sarhoşluk, karaciğerde kan yaratır. bir insanın ölümüne şahit olmakla, sarhoş olmak arasındaki benzerlik böyledir işte.
bursa'dan bıraktılar, paris'e kadar koştum. evimin kapısından çıkar çıkmaz yerleşime doğru, herkesin kalabalıklaştığı, beni görebilecekleri bir yere doğru koştum. koşuşumu durdurup "nabıyon yarram? bi dur." demelerini bekliyordum. paris'in yerleşim tarafında olduğundan da emin değildim üstelik.

bir anne yarattım koşarken, çocuğunu öldürdüm. bir sarhoş yarattım, sonu belli olmadı. hayatıma bir kadını soktuğumda olabilecekleri tasarladım kafamda. başına ve sonuna dair hiçbir şey bilmiyordunuz. hayatıma bir kadını soktum; yaptıklarımdan haberdar oldu. önce kafama sıktı, ölmedim. karaciğerime sıktı, ölmedim. böyle şeyler olduğunda insan ölmüyormuş, bunu öğrendim.

kusmak, rahatlatıyormuş. kusmak, güzel şeymiş.
aşırı endişe ve korku, paranoya'ya sebep olur. mantıksız kuruntuların diğer adıdır paranoya. insanların, insanlarla ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendi dünyasında yaşadığı durumaysa şizofreni denir. ama konumuz genel olarak şizofreni değil. şunları iyi dinleyin:
ablam bende düşünce bozukluğu olduğunu iddia ediyordu. bazense dengemi kaybediyordum. yaşadığım en ufak bir şey beni sarsmaya yetiyordu. kendime özel bir dünya yaratmış ve kendi gerçeklerime inanmıştım. bazen ilkel, genelde çocuksu davrandığım oluyordu. mutsuzken gülmeye başlayabiliyordum. bazense sözcük uydurabiliyordum, adını bu yüzden "çizittirik" koydum zaten her şeyin.
düşünce ve devinim bozukluğu, kişilikte dağılma ve yıkım, kendi özel dünyasında yaşama, ilkel ve çocuksu davranış, kısa zamanda duygusal tepkilerde değişme, sözcük uydurma, tutarsız sanrılar, yineleyici konuşmalar... hepsi, "dezorganize şizofreni türü"nün belirtisi.

hastalığımın ne olduğu umrumda değil. psikolojik bir rahatsızlığımın olduğunu biliyorum ben. sadece bunun ne olduğunu bilm...

neyse ya, devamını getiremedim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…