kamil koç otobüsü.

henüz ilkokul beşinci sınıfta, en yakın olduğum kadından uzaklaşırken bindiğim izmir - ankara arası uzun yol otobüsü öğretti bana her şeyi. ben, çok kolay kaybederim. çok şeyi kaybettim. kaybettiğim o kadar şey bana kolayca vazgeçmeyi, pes etmeyi ve uzaklaşmayı öğretti. her şeye rağmen susmayı öğrendim.

daha 11 yaşımdayken kafamı yasladığım, yağmurun damlalarını tek tek incelediğim kamil koç otobüsünde öğrendim kaybetmeyi. anneme doğru bakıp gözyaşlarımı gösterdiğimde, "anne... çok özlüyorum." dediğimde anlamalıydım böyle bir hayatın beni beklediğini. annemin beni kollarının arasına alıp "seveceksin oğlum. daha çok seveceksin, şimdi biraz erken. daha çok gitmek zorunda kalacaksın." dediğinde anlamalıydım lanetli bir çocuk olduğumu.

seneler geçtiğinde, yani bugüne geldiğinde; arkama bakıp hiçbir şeyin değişmediğini söyleyebilmek zor geliyor bana. bir tarafım diğer tarafımla sürekli çatışıyor. içimden bir ses, içimin bir tarafı "bak oğlum, küçüklükten beri pes ediyosun. vazgeçiyosun, gidiyosun. pes etme, vazgeçme, gitme bu sefer." diyor. diğer bir ses "elinden tutamayacak, öpemeyecek, gözlerine bile doya doya bakamayacaksın. pes et, vazgeç, git be oğlum. sen yalnız adamsın." diye devam ediyor.

çaresizce içimde savaşan iki tarafın kavgasını izliyor ve ne yapmam gerektiğine bir türlü karar veremiyorum. birbirini seven iki insanın arasından çekilmek mantıklı geliyor arada sırada. küçüklükten gelen kaybetme huyumun alışkanlığa dönüşmesini düşünüyor ve ne kadar acı çekeceğimin planlarını yapıyorum.

henüz yeniden oluşmaya başlamamış ayakta kalma, savaşma gibi bir huyumun olmaması; bu savaşı kaybedeceğime dair belirtileri anlatıyor bana. ilk savaşımda, binlerden oluşan orduya karşı tek başımaymışım gibi hissediyorum. bu beni korkutuyor.

oysaki kendini yöneten bir komutanın hiçbir zaman korkmaması gerektiği izlediği...

neyse ya, yazamıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?