Ana içeriğe atla

yalnız değilsin, kimsen yok.

yalnızlığa itilmiş bir liselinin ömür boyu prangalara mahkum edilmesini yürüyerek daha güzel hayal edebilirim. insanlar, insanlık namına anlattığı çoğu hikayeyi yürüyerek düşünmeli bu yüzden. karanlığın ortasında görünmeyen yıldızların varlığına göz kırparken anlatılamamış, sadece varlığına tanık olunmuş hikayelere sahibim. her seferinde bir hevesle yazılmaya koşulmuş; yazılamadan, yine hafızanın boş koridorlarında kaybolmuş hikayeler.

sahibi henüz var olmamış bir köpeğin sokaklarda kaybolma isteğininin hikayesini anlatacağım bugün size. yalnızlığın henüz bebekken damardan enjekte edildiği hayatların hikayesinden bile söz edebilirim. ve kim bilir, yazılan her satırda kendinizden bir parça bulurken; bir parçayı kaybediyor olmanın hazzını yaşayabilirsiniz. insansınız biliyorum. kapasitenizin aldığı kadar varsınız ve beni... anlatabildiğim kadar anlayacaksınız.
dünyanın en güzel olayları uyuduğumda yaşanıyordu, bu yüzden uyumamaya karar verdim. birinci günün sonunda çok eğlenceli bir gece yaşıyor, bu gecenin sonsuza kadar devam etmesini istiyordum. bir gecede bir kadına hiç istemeyeceğim kadar aşık oldum. ve bir gecelik aşkım, ertesi gecenin beklentilerinde kayboldu. ertesi gece kadın, başka birine aşıktı.

bir gece daha uyumadım. bir gece hiçbir şey olmadı önceki günün aksine. bir gecede heyecanımın tamamını kaybettim. gözlerimi kapatıp saatlerce uyudum. yalan rüyaların gerçekçiliği, gerçek hayatta söylenmiş yalanlardan daha fazla hoşuma gidiyordu. rüyalarımda istediğim her şeyi kontrol edebiliyor; gerçek hayata döndüğümde hayal kırıklıklarıyla karşılaşıyordum. bu bana acı veriyordu.

ne gerçek dünya, ne rüyalar beni tatmin ediyordu. insanlar, zevk aldığı ve mutlu olduğu anlarda çok güzel yalan söyleyebiliyor; ne kadar tahmin edersen et, seni kandırabiliyordu.

en cezbedici şey ölümdü benim için. ama bir şans daha vermeye karar verdim. her şeyin aksine kendime verdiğim "bu sefer vazgeçmeyeceğim!" sözünü tutmak istiyordum. insanlar dışarıdan baktığında bende, benim göremediğim "hayattan zevk alma, kararlı olma ve bir gün istediklerine ulaşma" hedeflerini görüyordu.

kendim için değil de, onlar için yaşamaya karar verdim.
saatlerce anlatabilirim bir kaç gün içerisinde yaşadığım her şeyi. insanlardan beklediğim ilginin en ufak kısmını göremediğim zaman kendimi hiç yaratılmaması gereken bir şey gibi hissediyorum.

insanların bana baktığında gördüğü "limana yanaşmış, oradan ayrılmamayı isteyen ama ayrılması gereken bir gemi" olmayı merak ediyorum. insanların basit beklentileri beni huysuzlandırıyor aslında. gemiye sadece dışarıdan bakmayı tercih eden o kadar insan varken; kendini onların arasından sıyırıp, geminin tüm odalarını tek tek gezmiş ve tüm hatalarını tek tek ayıklamış insanı arıyorum.

böyle şeyleri tüm insanlar arıyor, ama bulamıyorlar.

bir taraftan da geminin tüm odalarını tek tek gezmiş ve tüm hatalarını tek tek ayıklamış insanı bulduğumda ne yapacağımı merak ediyorum. aslında o insanı bulsam bile elimden kayıp gideceğini, sadece tüm odaları tek tek gezmek için hayatıma girmiş olacağını biliyorum.

bu beni üzüyor.
yeni insanlar tanışmak istiyordum. bu işler ciddi anlamda küçükken parklarda tanıştığımız çocuklarla tanışmak gibi olmuyordu. etrafta yeni kadınlarla tanışmak için çıldıran yüzlerce erkek varken, seni o erkeklerden ayıran bir farkın olması gerekiyordu. diğer tüm erkeklerde bu fark vardı sanki ve sanki... bende yoktu.

yeni insanlarla tanışamıyor olmanın verdiği üzüntüyle eve geri dönüyordum. evimde beni en azından yazı yazabileceğim, kendimi anlatabileceğim bir yer bekliyordu. sigaramı son dalına kadar içmiştim ve cebimde kalmadığını bile bile para arıyordum. param da yoktu, sigaram da.

etrafımda bir kaç insan arıyordum. beni bencillikle suçlayıp bencillik içerisinde kaybolmuş yüzlerce insana sahiptim. tüm arkadaşlıklarım çıkar ilişkisi üzerine kuruluydu. insanlar beni sevmeyi düşünmedi.benden bir şeyler yapmamı istiyorlardı sadece; ben de onları kırmayıp yapıyordum.

sonra aklıma bir kaç cümle geldi. bu cümlelerin arasında en mantıklısı "yalnız değilsin odun, yalnızca kimsen yok" oldu.
yalnız olmadığımı biliyorum. her insan gibi.
ve ben de bazen her insan gibi, kalabalık içerisinde yalnız olabiliyorum.
bugün değişik bir şeyler keşfettim.
yalnız değilim ben...
yalnızca, kimsem yok.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…