ağlayabilmek.

yıllar öncesiydi, ben elimde tuttuğum kağıda bakıyor, en yakın arkadaşımı telefondan arıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. yanıma bakıyordum, kimseyi tanımıyordum. bursa'ya ilk adım attığım zamanlardaydı, kendimden korkuyordum. bu yüzden sırtımı bir ağaca yaslamış, ağlıyordum.

yıllar sonrasıydı, bugün. elimde tuttuğum telefona bakıyor, kimseyi arayamıyordum. elim ayağım titriyordu. sigaramı bile yakamıyordum.

ağladım ben de. ciddi anlamda ağladım. belki gözyaşlarımla seller, hiç olmadık yerde denizler yaratamadım ama ağladım.

bazen insan, ağlamanın bir güçsüzlük belirtisi olduğuna değil; yeni bir başlangıca sebep olmasına inanıyor çünkü. yeni bir başlangıç olmayacağını biliyor, keşke'leri bitirmeyeceğini biliyor ama... inanıyor işte insan.

ne yapayım ki? ağladım ben de.
güçsüzüm amına koyayım.
çaresizim.
neşet ertaş'ın bile anlatamadığı türkülerin derin sularındayım.

bazen ağlıyormuş insan. bazen inanıyormuş da. ben "bazen"lerin anasını sikeyim zaten. bazen, oluyormuş böyle şeyler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız