ankara'nın oksijenine karışmış cinayet kokusu.

her şey bıraktığım gibi. bir düğün salonu, bir yürüş parkı, biraz yağmur, hafif soğuk, aynı kitaplar, aynı kaldırımlar... bir türlü değişmeyen hislerim var bu şehirde. kayıp giden hayallerim, canlandıramadığım duygularım var. bu şehre nefret duyuyorum. duyduğum nefret yıllardır bir gram yumuşamadı.

bir katilin ortaya bıraktığı ceset gibi kokuyor burası. ankara'nın oksijenine karışmış bir cinayet var behzat amirimin bile katilini bulamadığı. nefret kokuyor burası. insanları temiz görünümlü canavar buranın. bir türlü temizlenemiyor benim için burası. yeşilliklerinde bile bir siyahlık, beyazlıklarında bile karamsarlık var buranın. bir türlü düzelmiyor burası.

karanlığında yürümekten korkuyorum buranın. "daha fazla ne kadar içine çekebilir ki?" diye düşünemiyorum mesela. "daha fazla ne kadar düşebilirim! ne kadar boka batabilirim?" diyemiyorum. her zaman daha fazla içi, her zaman daha derini var buranın. kendini bir kere kaptırdığında çıkamadığın kuyuları var buranın. daima seni derine çekmeye çalışan insanların olduğu bir yer burası.

yalnızken korkuyorum burada. yalnızlığa ilk bağlandığım ve yalnızlıktan ilk defa korktuğum yer burası. yalnızlığından her korktuğumda, daha fazla yalnızlığa itildiğim yer burası. daha fazla yalnız bırakıldığım, daha fazla terk edilen ve daha fazla verilmiş sözün tutulmadığı bir yer burası.

tarihte belki de ilk ayrılığa sahne olmuş yer burası.
lanet bir yer burası.
ve lanetimin başladığı yer burası.
bir gram değişmemiş burası.
kaldırımları bile aynı.
bastığım yerler bile aynı.
burada bıraktığım ben bile aynıyım.

buranın kaldırımlarında, üzerine binlerce insanın bastığı ve yok ettiği, küçülttüğü, kimsenin artık göremediği hayaller saklı. buranın kaldırımları dünde böyleydi.

bana hiçbir şey koymadı da...
düşünebiliyor musun?
kaldırımları bile aynı.
üzerinde parçalanmış hayallerin bulunduğu,
kaldırımları bile aynı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?