Ana içeriğe atla

artı on sekiz: kadının saçları.

bazı kadınlar çok güzel bakar. bazıları bakmamaya çalışır. bazı kadınların saçları her şeyi anlatır aslında; bu yüzden bazı erkekler, bazı kadınların saçlarında kaybolmayı isterler. bazı kadınların saçları, tanrının insanlara verdiği bir mesajdır: "seviştikten sonra kokusunu içine çekmeniz ve sevgilinizi uyutmanız için yarattım bunları!"

istemsiz, bir kadının tanrısı olmak isterken buluyorum kendimi. tüm yazılarımı farklı kadınlar için, aynı amaçla yazmak istiyorum. kısa saçlı kadınlara bayılıyorum özellikle. dışarıya verdikleri "saçlarıma değil, içime girmeni, içimde kaybolmanı, beynimin en derindeki elektrik alışverişlerini keşfetmeni istiyorum" mesajına bayılıyorum çünkü.

bazı kadınlar saçlarını kısa göstermekten korkarlar. bazı kadınların, anlatabilecek hiçbir şeyi yoktur çünkü. bazı kadınlar anlatmaktan korkar, yaşadıklarından korkar; anlatmamalarının sebebi budur. sadece erkeklerin karşısına oturur, erkeğin sabaha kadar anlatmasını bekler ve sabaha kadar büyük bir zevkle dinlerler. ah o erkeğin beynini çözmeye çalışan kadınlar. bir tanesini keşfetseydim eğer, belki sabaha kadar oturup her şeyimi anlatabilirdim.

istemsiz, yaratılış ya da evrimim gereği kadınlara tapabiliyorum bazen. bir kadın olsaydım lezbiyen olurdum; bir erkeği elde etmek çok kolay olurdu çünkü. belki de bir erkek olarak, bu kadar kolay varlıklar olduğumuzu kabul ettiğim için seviyorum kadınları. bilmiyorum. kendime söylediğim dört senelik yalanın acısını çekiyorum şimdilik sadece; ve bu yaştan sonra, bunu düzeltemeyeceğim için acıyorum kendime. 22 yaşında, kadınlarla ilişkisini bir türlü düzeltemeyen bir erkeğim; aseksüel olduğuma inanmak gayet normal gözüküyor şimdi.

bu amına koduğumun hayatını dört sene öncesine geri almak, istediğim kadınla sevişmek, istediğim kadını sevmek ve istediğim kadını siktir etmek istiyorum.

bazen, çok şey istiyorum sayın okuyan. bazen böyle, içimin her köşesini döküyorum sana da; ertesi gün pişman oluyorum biliyor musun? "belki de insanlarla her şeyimi paylaşmamalıyım." diyorum ve sonra "siktir et ulan!" diyorum... "zaten, beni benim gibi anlamayacaklar."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…