atılmamış kandil mesajı.

içeriden bir kadın bağırıyordu. "of yeter ya! ne kadar çok kandil mesajı var. toplu mesaj attım, herkes cevap veriyor." diyordu. sessizce yüzünü izledim. fırçalanmamış dişlerindeki sarılığın telafisi olarak sıkılmış parfümüne pür dikkat kesildim, burnumun direkleri yanıyordu. kalabalığı istiyordu. kalabalıktan şikayet ediyordu. kalabalık olmasaydı yaşayamayacağını biliyordu. dikkat çekmek istiyordu. siyah saçları arasında kaybolmuş samimiyeti aradım. güzel kaybetmişti kesinlikle kendini; en güzelinden kaybolmuştu.

bir an olsun vazgeçeyim dedim konudan. bir anda vazgeçtim zaten. fırçalanmamış dişlerindeki sarılığa pür dikkatken sordum, "hangi bölümde okuyorsun peki?"
"bilgisayar."
"ne yapmayı planlıyorsun peki?"
"kendi alanımda olmamayı."

"standartsın yani." diyemedim. oldukça standart bir tipti zaten hayatım için. oldukça şehvetli sevişebiliyordu sanırım. sevişebiliyordu, en azından bunu hayal ediyordum. geleceğimiz olmadığını çok iyi biliyordum çünkü. kendisi sadece bir kaç dakikalık fantezilere kurban edilebilirdi, gerisinde gerizekalının tekiydi işte.

derken çantasını alıp çıktı. peşinden koşmadım. sarışın dişlerinde kalmıştı benim aklım. bir de sevişebilmesinde. başkasıyla daha iyi sevişebilirdi, umuyordum.

snapchat mesajında "dışarıya çıkalım mı?" yazıyordu. uzun zaman sonra ilk defa hevesleniyordum. "birisi" diyordum, "birisi..." diyordum, "birisi" diyor ve kalıyordum. uzun zaman sonra, "başka birisi, bana derdini mi anlatacak" diyemiyor ama tekrar hevesleniyordum.

kazım koyuncu'nun ismini kirleten, zamanla loşlaştırılmış mekanda bir adam "çantamda bir bira var! içmek istemiyorum!" diye bağırıyordu. telefonuma henüz gelmemiş kandil mesajına bakıyor, sahip olduğum tüm arkadaşlarımı tebrik ediyordum. "içmek isteyen var mı?" diye devam ediyordu cümlelerine. kalabalık içerisinde kendime hitap edilmiş bir cümleye atlar gibi "hayır... yok." diyordum.
"var mı?"
"hayır yok."
"varsa söylesin, yoksa değil."
"bir kadın var tanıdığım, dişleri sarı. belki o vardır, çağırayım mı?"

"sevişebiliyor mu?" demiyordu. benim de kafamın döndüğü dakikalardı o anlar. önümde duran, yıllardır görmediğim arkadaşıma bakıyordum. zamanla ayranlaştırılarak uyuşturulmuş düşüncelerimi kontrol edemiyordum. seviyordum da bu duyguyu. bir sigara daha yakıyordum. bir sigara da içimi yakıyordu.

bir kadını daha fazla özlüyordum. sağ kanattan koşan neymar'ı düşünüyordum bir yandan da. bir kadına ait olmak istiyordum ve bir kadının... uzun zamandır yaşamadığım, bir kadının bana ait olması duygusunu hatırlamaya çalışıyordum. her şeyi aynı anda düşünmenin vermiş olduğu karışıklıkta kayboluyordum.

neymar sağ kanattan koşuyor ve aldığı telefonla kandil mesajı atmıyordu. bir kadının sararmış dişleri, bir şeyleri özlüyordu. bir kadının duyguları başkasına ait oluyordu ve ben yaşıyordum.

tek kelimesi doğruydu. ben yaşıyordum. bir de sanırım, yanlış hatırlamıyorsam, sarı dişler beni özlüyordu. sarı dişler sevişebiliyordu sanırım; sarı dişlerin de mi duyguları vardı? bir adam bağırıyordu ya sahi... ben de sanırım, yanlış hatırlamıyorsam... atılmamış kandil mesajını okuyor ve yalnız olmamanın verdiği duyguyla kendimle kurur duyuyordum.

kandil mesajı atılmıyordu ama yine de içimi dolduruyordu. başım dönüyordu. hatırlamadığım şeyler vardı galiba! ne olduğuna dair de fikrim yoktu. dişleri sarışın kadın... acaba sevişebiliyor muydum?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?