Ana içeriğe atla

bu keşfettiğim adam, benim.

hipokratın yemini sobalarda çıra diye kullanırken yazdığım yazıların hiçbir anlamı yok sayın okuyan. kime sorsam dikenli yolların düz müdavimi. yıllar geçti, eskiden hastane koridorlarında dahiliye sıraları olurdu. akciğeri sigaradan patlamak üzere olan insanlara sorunlarının kalpsizlik olduğu söylendi. beyin kanaması geçirirken kullanılmış aspirin tehlikesinde şimdilerde hayatlar. genişlemiş zamanımız çok çabuk akıyor; kan akışının durmasına az var.

daha dün öğretmenimin tokat attığı yerde güller çıkmadı hala. babam bana hiç bağırmadı ama bağırdığını düşünerek harap ettim kendimi. dinlediğim hiçbir müzik benim hayatımı anlatmadı aslında. ben hep kendimi müziğin içinde bulmaya çalıştım. bir şarkı sözünü hayatın gerçeği olarak algılamak, bir çocuk için günah olmamalı.

kendimi yalanlarla keşfettim. kendimi yalanlarla süslediğim yollardan ilerlettim. bir psikiyatriste "ben kimim?" diye sorduğumda onuncu sınıftaydım, hayatımın ilk bok çukuru. kendimi bile kolayca inandırdığım yalanlardan başkalarını sorumlu tuttum ey tanrım! sanırım en günahkarın benim; cehennemin yeterince sıcak mı?

ben kimim? sen kimsin? etrafımda gördüğüm bu binlerce dikenli yol müdavimi kim? gerçekten herkes inandığım kadar mutsuz mu yoksa ben... yoksa ben gerçekten kendimi diğer insanlardan düşük görmeye mi müdavimim? biraz büyürsem, biraz daha büyürsem; ya da büyümem gerektiği kadar büyürsem söyler misin ben... ben kimim? sen kimsin? etrafımda gördüğüm bu binlerce dikenli yol müdavimi kim?

şarkının en güzel tarafındayım şu an.
yerinde dur, şarkının en güzel tarafına bir bak.
şarkımın en güzel tarafındasın şu an.
yerinde dur, şarkımın en güzel tarafına bir bak.

daha dün öğretmenimin tokat attığı yerde güller çıkmadı hala. daha bugün, daha dün keşfettiğim kendimi tekrar sorguladım.

benimle anı yaşamak ister misin? çünkü yarın, daha dün keşfettiğin kendini tekrar sorgulayacaksın. benimle önce sevişmek, sonra ölmek ister misin? çünkü yarın, toprak olacaksın.

güzel. ben de öyle düşünmüştüm.
hadi, siktirip gidelim şimdi sayın okuyan.
sigaram var, içeriz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…