Ana içeriğe atla

hiç kimsenin siklemediği.

sonra vazgeçti. intiharın eşiğinden dönen, uçurumun kenarından bakan bir insanın en masum serzenişi. bilmiyorum oradan duyuluyor muydu serzenişim? kulaklarımda bir gram siklemeyen insanların "abi nerelere kayboldun?" demeyişleri. güzeldi ama, cidden güzeldi. "abi yalnız değilsin!" diyen insanların var olmayan samimiyetleri çok güzeldi.

biraz daha geri çekildim. kayboluş öyle olur mu lan? insanlar kaybolduğunda bir yerden bulunamıyorken bir yerden bulunabiliyor olması çok saçma. kaybolacak insan her şeyiyle gider; birinden kaybolurken diğerine değil.

yazıyı yazarken ellerimin titreyişi kaybolamayışımdan kaynaklanmıyor. aynaya baktığımda ahmet batmanın diğer bir tarafını yansıtıyorum. bir taraftan kahraman tazeoğluna laf sokarken, kendimi onlar arasında hissediyorum diğer taraftan.

büyümemiş bir ergenin mektuplarını okuyorsunuz. kendini hiçbir zaman diğerlerinden büyük görmemiş; sadece içerisinde büyüyebilmiş ama dışarıdan gördüğünüz kadarıyla çocukluğunu bir türlü atlatamamış bir ergenin mektupları. abi, bana bir öğüt ver; kendimden dışarıya çıkmam gerekiyor!

değişik bir kafa yapısana sahibim. bazen hüzünlü görmek, bazen insanları güldürürken görmek istiyorum kendimi. hüzünlüyken güldürdüklerime bakıp acı, güldürürken hüzünlerime bakıp başka bir acı çekiyorum. kafamda oluşturduğum ikilemlerin kurbanı oluyorsunuz siz de; buralardan işte tam olarak şu an uzaklaşmak istiyorum.

uzaklaştırın beni. beni sevmiyorsanız, yazdıklarımı okumuyorsanız ve bir gram tanımıyorsanız bilgisayarın başında oturup sol tıkla arkadaş olmamızın hiçbir anlamı yok. sizi sevmiyorum hayatımın ilerleyen derecedeki fazlalıkları. yazıyı açıyor ve "çok uzun olmuş" diyorsanız, "ne yazmış bu amına koduğum yine" diyorsanız arkadaş olmamızın hiçbir anlamı yok. sizi sevmiyorum benim diğer yanlarım. sizi çok iyi tanıyorum çünkü ben bir başkası olsaydım aynılarını söyler, aynılarını yapardım.

benim için artık hiçbir şeyin anlamı yok. benim için artık her şeyin anlamı sizin beni siklediğiniz kadar. lanet olsun sevimliliklerinize. lanet olsun sadece işiniz düştüğünüzde gelen sevginize.

çok gülmüştüm bir arkadaşım "sevgi yaratmak emek ister. sevgide olması gereken budur zaten!" dediğinde. benim sizinle arkadaşlığım "sizin yaratmamı istediklerinizden ve benim yarattıklarımdan" oluşuyor. üzeri çizilmiş "sizin yarattıklarınız" kısmında sadece ama sadece "kaybolma isteği" yazıyor.

hiç kimsenin siklemediği adam; herkesi siklediğinde sadece kaybolmak istiyor.
ve insanın aklına her zaman bir ihtimal daha geliyor.
daha fazla hiç kimsenin siklemediği adam olmak...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…