Ana içeriğe atla

kişisel değişim.

"abi çok güzel yazıyorsun, sürekli yaz. sürekli okuyalım." diyen kitlenin en büyük sıkıntısı devamlılığının olmaması. sikimin keyfine yazıyorum artık, okuyan sayımın 18'e düştüğü şu günlerde açıkçası ne yazsam kimsenin umrunda olmayacakmış gibi geliyor. şerefinizi sikesim var, bilmenizi istiyorum. çok güzel yalan söylüyor, insanların hayalleriyle oynamayı çok iyi biliyorsunuz.

eskiden de böyleydiniz, kendinizden "çok çabuk değişiyorsunuz!" diye bahsedilen yazılardan hoşlanıyor ama zerre değişmiyorsunuz. anlayacağınız, bugünkü yazımızda, iki gündür olduğu gibi, sizin üzerinize kurulu!

facebook'ta, twitter'da, orada burada bahsedebileceğiniz aforizmaları yazmak çok kolay. nerede sizi anlatmayan, hayalini kurduğunuz aşk cümleleri varsa üzerine oturmaya çalışıyor; üzerinde kuluçkaya kalıyorsunuz. kendime ne kadar anlam veremiyorsam, size de anlam veremiyorum. bunun en güzel tarafı da; artık anlam vermek zorunda olmayışımı anlıyor olmam.
tam 1 hafta, 7 gün, saat hesaplamasını yapmaya yeltenmiyorum bile. insanın kendisiyle yüzleşmesi, kendisi için kararlar vermesi için kısa bir süre. kişisel olarak gelişmiyorum. kişisel olarak, bu sefer isteye isteye değişiyorum. adını kişisel değişim koydum çünkü söylemesi hoşuma gitti, bu değişim içerisinde sizlerden nefret etmek de var.
facebook'u kapatmam için hiçbir sebebim kalmadı. biraz takıldıktan sonra twitter'a da son noktayı koyabilirim. telefon numaramı değiştirmek zor olmamalı. sağdan, soldan, bana iletişebileceğiniz her şeyi kaldırdığımda yalnız kalmanın ne demek olduğunu öğreneceksiniz. sizi anlayan birinin eksikliğini çekmeyeceğinizi biliyorum; sadece bunu düşünmesi, çekici geliyor.
yazılarımı okuyan sayısı 18'e düşmüşken, insan ciddi anlamda cesaretli oluyor. yıllardır planını kurduğunuz ortadan kaybolma hayalini tek seferde yapabilecekmiş gibi hissediyorum. bana iletişmenize gerek yok, beni buradan okumanız da yeterli. bana ulaşabileceğiniz tek yer burası olduğunda belki de daha fazla geleceksiniz; ama şimdilik bunu anlatmamın hiçbir değeri yok. 
siz insanları, kaybettiğiniz zaman anlıyorsunuz. ölen bir insanın arkasından öldüğü için değil, daha fazla vakit geçiremediğiniz için ağlıyorsunuz. ciddi anlamda çok güzel yalan söylüyorsunuz ve ben her seferinde inatla yalanlarınıza inanmayı tercih ediyorum.
kulaklarımda en son "gidiyorum" dediğimde "siktir git be artık!" diyen çocuğun sesi yankılanıyor.
müziğin sesini, "siktir git be artık!" diyen çocuğun sesini daha iyi duymak için kısıyorum.
kilometrelerce uzaktan nefes alan insanların ensemde yarattığı ürperti daha da canlanıyor.
"seni hiçbir zaman unutmayacağım." diyen insanın yalanlarını suratına vurmak istiyorum.
"beni hiçbir zaman hatırlamadın. bir kaç fotoğraf görmeseydin eğer aklına bile gelmeyecektim."
"doğru söylüyorsun. gitmeseydin seni her gün hatırlayabilirdim. kendini aklıma getiriyordun."
"bıraktığın yerdeyim. sadece yazılarıma her gün fotoğrafları kontrol ettiğin yerden yayınlamıyorum."
"neden bunu yapıyorsun?"
"bilmem. kim olduğumu hatırlıyor musun?"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…