Ana içeriğe atla

konudan konuya atlamak gibi.

ilk ciddi ilişkimi yaşadığımda 16 yaşımdaydım. birbirimize "sayın" diye hitap ederdik, yanlış hatırlamıyorum cidden böyleydi. dövüş kulübünden esinlenip kendimize koyduğumuz "ilk kuralımız, birbirimize asla seni seviyorum demeyeceğiz!" kuralına çok güzel uymuyorduk. ikinci kuralımızsa "ikinci kuralımız, ola ki demek istedik. o zaman hakedeceğiz!" olmuştu.

birini sevmeyi hak etmek, birinin seni sevmesini hak etmek; 16 yaşındayken üstesinden geleceğimiz bir durum değildi oysaki. en ciddi ilişkimde, sevgilimi aldattığım kadın sonradan sevgilim olacaktı. çünkü kolaydı, çüküm kalktığında öpüşecektik sadece. uğruna savaşmak ya da pes etmek yoktu; çüküm kalksındı, yeterdi.

siktiğimin hayalleri, nereden çıktıysanız geri dönün. rüyalar bitti, gerçekliğe geldik. hoşgeldiniz hoşbulduk. istemeden yaptık ama bir şekilde oldu galiba. ırzını siktiğimin günleri geri geldi. şimdi nefret ettiğim bir kentten nefret ettiğim diğer kente yol alırken, bir kaç parça ümidi beslemek zorunda kalacağım. durun artık! ben köpek maması değilim.

konudan konuya atlamak gibi olmasın ama griliğini siktiğimin şehrinden bir hayli nefret ediyorum. siz de gri şehrin griliğinde kaybolmuşsanız ve bunu zevk alarak yapıyorsanız eğer keyfinizi kıskanmıyorum değil. tezatlığın dibine vurup, gri şehrin gri evlerinde yalnızlıkla yaşamayı hayal ediyorum ya bazen; güzel de oluyor aslında.

bir şekilde baktığımda zaten, benim "güzellik dolu hayaller" temalı hayallerim sadece tezatlık ve yalnızlık üzerine kurulu. tezatlık içermeyen; yalnız olmadığım bir hayat düşünemiyorum! ah, götümü siksinler öyleyse; kahrolsun ben.

konudan konuya atlamak gibi olmasın ama ben de severdim bursa otobüsünden inip ayaklarımı yere bastığımda "oh! bitanem! seni çok özlemişim." diyen bir insanı. ben de bazı şeyleri severim bazen. son zamanlarda yalnızlıkla ciddi bir ilişki yaşıyorum örneğin; ilk kuralımız birbirimize asla seni seviyorum demeyeceğimiz üzerine yazılı. ve zaten çok yakıştırıyorlar bizi arkadaşlar. yalnızlığı tekrar seviyor olması çok güzel bir insanın.

bana yalnızlık yakışır sayın okuyan. ve beni okuyorsan eğer sana da öyle. sabahtan akşama evde götünü kaşıyarak oturup başkalarının hayatına özenen insanlarız zaten. bizim hayatımızda önce başkaları başkalarını sever ve biz başka insanlar olarak kıskanırız onları. başkalarına aşık oluruz da sikerler belamızı; başkalarının her zaman bizden önce sahiplendikleri vardır çünkü. neyse, eyvallah.

konudan konuya atlamak gibi olmasın ama zürriyetini sikeyim bu dünyanın. bugün herhalde kimse evlenmiyor, düğün salonunda sesler kesik ve kiralanmış lüks arabaları göremiyorum. zamanında seksten daha fazla zevk veren sigaralar tükendi; bakkallar satmıyor artık. içtiğim son sigaranın tadını hala dudaklarımda hissediyorum; bazen çirkin tatlar da güzeldir.

konudan konuya atlamak gibi olmasın ama içtiğim son biranın içerisine daha fazla kafa yapsın diye atılmış kül tanelerinin bir işe yaramadığını bilmiyor arkadaşlarım. sanane zaten bundan, lafa geldiğinde hepimiz arkadaşız. fotoğrafını çekerken dışarı çıkardığın o dili geriye sok amına koduğumun aptalı, ne tarz gülümsersen gülümse ben kadar belli oluyor zaten yalnızlığın.

ah kafam çok karıştı! nerede kalmıştım? sana diyorum be nerdesin? zamanında telepatik zincirlerle kendimi arattırdığım kadın da mı uzaklara kayboldu? iyi yapmış. benden kurtulması tam yerinde olmuş sanki. kendisi bir benim kadar ruh ikizi ve bu dünyanın ikinci bir benle baş edebileceğini sanmıyorum.

konudan konuya atlamak gibi olsun siktir et. konulardan konu beğenmiyorum, ayna ayna dikkatini ver ve beni dinle. dinliyor gibi, okuyor gibi, anlıyor gibi yapıyorsun değil mi?

siktir git ulan! bir bok yok anladığınız.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…