Ana içeriğe atla

kırmızılı kadın: daha güzeldi, siktir git!


ah seni kendini bilmez orospu çocuğu! bu aralar çok küfür etmene karşıyım, sessizlikte kalman daha güzeldi. insanlara bir şeyler anlatmadığın zamanlar daha güzeldi. sigarasız geçirdiğin, henüz hiçbir şeyin farkında olmadığın zamanlar daha güzeldi. şimdi sana bakıyorum da çocukluğunu bile özlemiyorsun. içindeki çocukluğu dahi öldürmüşsün. beynini yor, hatırlamaya çalış; ben kırmızılı kadın.
tekrar hoşgeldin hayatımın silinmiş anlamı. seni öldürdüğümden beri görüşmüyorduk, son zamanlarda rüyalarıma da girmiyordun. beni artık özlemediğini düşünüyordum. seninle birlikte öldürdüğüm çocukluğumdan şikayetçi olmandan nefret ediyorum. senden de nefret ediyorum aslında; bunu yeni yeni kabulleniyorum.

beni hala yargılıyorsun. benim hala kim olduğumu düşündüğünü bilmiyorum; ben senin zannettiğin kadar özel bir insan değilim. bildiğin üzere yıllardır kurduğum, gerçekleşemeyen hayallerim var benim. şimdi bakıyorum da; sen de hayallerim kadar orospusun, ben de senin kadar.
kaçtım ben. beni unutma, ben kırmızılı kadın.
kaç tabi, git. hiç gelmediğini düşünmekle geçti zaten tüm zamanım. bu hale girmemde üzerine düşen payı, diğer herkes gibi kabul etmemen normal.

eskisinden daha deliyim, ama bunları anlatsam bile duymayacağını biliyorum. eskisinden daha akıllı olduğumu düşünüyorlar; yazdığım her şeyin deli saçması olduğunu söylemiyorum artık.
sessizlik. kırmızılı kadın kaybolur.
bilmediğin yüzlerce şey oldu! geçenlerde tanrı olduğuma inandım, tanrının benimle mesajlaştığına inandım, hiç var olmamış şeyler yaratmasam da şizofren olduğuma inandım. güzel oldu. en son kendimi kaybettiğimde, yerinden sökülmüş bir salıncağı ararken buldum kendimi.

güzel salıncaktı, tarihini bilen birilerinin var olduğunu sanmıyorum. hakkında bildiğim tek şey vardı salıncağın; birisi kendini assaydı çok güzel sallanabilirdi. ben de dahil.
sessizlik, kırmızılı kadın gelmez.
güzel tabi. git. siktir git. bir daha gelme. bir daha duymak bile istemiyorum seni. lanet olsun kadın! seni ben öldürdüm, ben sahipsiz bir eve kilitledim. gömülmene, cesedinin bulunmasına bile izin vermedim.

gelme sakın. git. siktir git!
biliyorum, birileri var ve seni mutlu ediyorlar.
birilerinden mutluluklarını biriktirip, bana geliyorsun.
mutsuz ediyor, gidiyorsun.
gelme ulan! siktir git.
seni en çok...
gittiğin zaman seviyorum.
evet, seviyorum.
ama gelme! siktir git!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…