Ana içeriğe atla

absürt bir başlık.

"hiç, oldu mu güzelliğin? hiç, yoklukta kaldın mı? hiç, hiçle başlayan yüzlerce soru sorabileceğini düşündün mü?"
"düşündüm bebeğim."
"güzel, bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. neden bu kadar ağlaksın odun? neden bu kadar karamsarlık? neden böylesin? hiç, nedenle başlayan yüzlerce soru sorabileceğini düşündün mü?"


düşündüm bebeğim. bugüne kadar gelişimin sebebi, her şey el emeği. a ile b şıkkı arasında kaldığımda, düşünmeden düşünmediğim şıkkı seçtim. içimden doğrusu geldiyse de, yanlışı işaretledim. doğru yapmayı bilmiyorum ben bir şeyleri. doğru yaptığımda kıyamet kopacakta, her şeyi kaybedecekmişim gibi geliyor.

"kaybetmediğin ne var ki?"
"sen varsın, düşüncelerim. belki bir kaç arkadaş, bir kaç bardak alkol. bilirsin beni. ben alkolü muhabbet için değil, kanım daha hızlı kirlensin diye içerim. bu yüzdendir zaten bir saatte yetmişlik votkayla kendimi kaybedişim. en son bir şeyi doğru yaptığımda yıllar önceydi. kendimi kaybetmiştim.

uzun bir sohbet olmasın şimdi, boşver. zaten o kadar çok anlatıyorum ki bunları, ben bile bayıldım bunlardan. aşk, nefret, yalnızlık, sohbet, ben, sen ve yüzlerce kelime; farklı kelimeler, aynı şeyler. mutluluk üzerine konuşmayalı kim bilir ne kadar oldu. insanların beni bu kadar ağlak bir insan olarak tanımasından sıkıldım."
"ne yani, ağlak değil misin? kendin söyledin."
"senle konuşurken gülüyorum. başkalarıyla konuşurken de öyle. neyse boşversene, zaten anlamıyosun ki. sadece dinlemek, artık bana yetmiyor. sigaramı uzatsana.."

farklı bir gitar sesinin tıngırtısı. bugün nasılsın? yine kendimden bahsettim fark ettin mi? farklı bir piyanonun aynı sesi. bugün kırmızı bir kapının asla var olmayacağını öğrendik. etkilendim. oysaki hep "kırmızı dikenli kapılar"la başlardı benim hayallerimin ertesi. kim bilir nerdesin? hayallerimi araştırsam, ordan da çıkmazsın kesin. sahi, sen kimsin?

ortalık malı bir yazarın gizemli kadını. yarınım yok belki, ama olsun yine de sana bir santim yakınlaşmadım. yakınlaştıkça küçülür mesafeler. kavuşmadıkça büyür. zamanla da unutulur mesafelerin ardında birinin varlığı.

siktir et ya. yazılar şiirler falan, benim en büyük saçmalığım. tanrı önce saçmalığı yarattı, ardından beni. bir kalem almadım, defterim de olmadı. belki de hatrı sayılır sahibi olduğum tek şey akmayan göz yaşların.

bugün de bitti, yarın ölmüş olurum belki.
ertesi gün, ertesinin ertesi ve daha fazlası.
ağlak bir adamın akmayan gözyaşlarıdır perdesi.
bugün de sordum bak, nerdesin?
söz ver...
çıkmaz ayın son perşembesi,
çıkmaz sokağın...

bak böyle işte, bitmeyen şiirler gibi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…