Ana içeriğe atla

artı on sekizimsi: spermin tadı tuzludur.

dipnot: bu yazı tamamen kişiseldir, özeleştiridir. lütfen, bana güvenin. üzerinize alınmayın. her kelime, her küfür şahsımadır, kimseye bir gönderme yoktur.

inadına engelli kaldırımından yürüyordu. onu gözlüyordum. uzaktan çok güzel görünüyordu. lanetim var benim, kimi sevsem ölüyordu. kimseyi sevemiyordum. zor geliyordu sevgisizlik, ilgisizlik, beklentisizlik ve geri kalan her şey. bencilce birilerini öldürüyordum sırf bunun için. kendimi düşündüğümde çok güzel geliyordu özlemi. söylesene sayın okuyan; sever miydin katil olsaydın öldürdüğün kişiyi?

o kadar güzel karıştırmışlardı ki ipliğimi, denizcilerden denizci beğensem bu düğümü çözemezdi. cesaretsizdim, ölemezdim. sonuçta dünya bir okyanus ve hepimiz içinde bir gemiyiz. kimilerinin ipi çok uzun tutulmuş, kimilerinin ki hala karaya bağlı. çevremde çok çığlık duymuştum sayın okuyan, buna rağmen kulaklarım sağırdı. yazar olmaya çalışmanın bu kadar zor olacağını bilemezdim.

yine yargı, yine yardım! bir adam vardı yanı başımda bağlı. "bir adam" koydum adını. bir adam bağırdı. "aşk" dedi, "sevgi" dedi, "nefret" dedi ve sonra tekrar bağırdı. "kahve edebiyatı" dedi, "kadınlar da yapar" dedi, "sen bir erkeksin oğlum!" dedi. "kahve kitap yağmur üçlüsünü de seviyorsundur." dedi. sustu. aklında ezdi, tebrik ettim. çok etkilendim.

inanmıştım sayın okuyan. inandım. herkesin elinde bir adalet vardı, herkes yargıç. birine aşağıdaki mahallede orospu dediler, yukarıdaki mahallede eline verdiler. bir adam birinin ağzına tüm nefretini spermleriyle kustu. benim hakkımda odun dediler, sevmez dediler, umursamaz dediler. mahallemde ağzımdan nefret kustum. sonra unuttum, geçti.

göz yuvarlarım hiç evrimleşmesiydi. sudan hiç çıkmasaydım. belki de hiç var olmasaydım. tüm bu yalanları söylemeseydim ya da tüm cümlelerim dilek-şart kipiyle başlamasaydı. maalesef ki evrimleştim, çıktım, oldum, söyledim. maaleseftir ki tüm cümlelerim dilek-şart kipiyle başladı. çok yaşlandım. ölmek, her insanın isteyebileceği çaresiz bir haktır.

spermin tadını damaklarıma kadar hissettim. nefes borumdan içeri kaçan mideme sığınmış zevk suları. herkes kendini sikemez sayın okuyan, bu bir gerçek.

anlamadıysan anlatayım. inanmıştım sayın okuyan. inandım. herkesin elinde bir adalet vardı, herkes yargıç. birisi aşağıdaki mahallede orospu dedi. yukarıdaki mahallede elime verdiler, hayatın bir oyunu. sonra kendim oturdum, tüm nefretimi spermimle kustum; hayatım zevk almıştır belki kim bilir? hakkımda odun dediler, sevmez dediler, umursamaz dediler. kendimi unuttum.

sonra geçti. tekrar unuttum, bu sefer neyi unuttuğumu.

spermin tadı tuzlu,
birileri için hayat, önce inişli, sonra yokuşludur.
hayatın tadını unuttum.
spermin tadıysa tuzlu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…