bugün sayın okuyan.

dünyada binlerce keşfedilmemiş canlı türü, binlerce cevaplanamamış soru var. var olmak kendi çapında bir anlamsızlık taşıyorken, var olmaya anlam katmaya çalışan milyonlarca insandan bahsediyorum. bugün de bir film izledim, bugün de bir film mutsuz sonla bitmedi. bugün de kazanan bir kişiyi, kaybeden yüzlerce kişinin yanında tanıdım. kazanan tek kişinin, kaybeden yüzlercesinden önemli olmasına katlanamıyorum.

henüz vadedilmemiş toprakların, vadedilmemiş gül bahçeleri. zaten bir gül bahçem olsaydı tüm çiçekleri koparır hak edenlere verirdim. neyse, konumuz bu değil. konumuz, tüm yazılarda olduğu gibi, bugün de sensin okuyan.

derin bir nefes al, dışarısı çok sıcak. bugün de birini çok beğenmiş, bugün de farklı şeyler hissetmiş olabilirsin. bugün de "bu sefer çok farklı olacak!" diye başladığın ilişkinin diğerlerinden farklı olmadığını öğrenmiş olabilirsin. bugün, belki de tüm günü yatağında geçirmişsindir kimseye bir şey anlatamadan. merak etme, binlerce insan arasında saklansan da seni keşfedebilir ve anlayabilirim. bu da benim lanetim.

neler çektiğini çok iyi biliyorum, neler çekmediğini de öyle. gizlice yazdığın satırlarda sakladığın yaşamak için sebep bulamayışlarına aşığım ben senin. sarhoşken sorulmuş "dünyanın son günü olsaydı, ne yapmak isterdin?" sorusuna veremediğin cevapların için seviyorum ben seni. sahi ya, dünyanın son günü olsaydı ne yapmak isterdin? haklısın, dünyanın son günü geldiğinde düşünürüz.

farkında değilsin. her şeyi son güne bıraktığın için bu anlamsız karamsarlık. bu yüzden zaten son kaybettiğin kişinin değerini kaybettikten sonra anlamaların. belki de bu yüzdendir son gelenin, her zaman bir öncekini aratması.

anlamsızsın değil mi? şu çaprazımda yanan, kimsenin oturmadığı balkonun ışığı kadar anlamsızsın. gecenin karanlığında kaybolmuşsun ama yanıyorsun. sadece belki birileri gelir de seni bulur diye. bir o kadar da çaresizsin... yürüyemiyor, hareket edemiyor ve kapatamıyorsun kendini. çaresizlik sayın okuyan. bu dünyanın en kötü şeyi. ölümden bile, yaşamaktan bile kötü.

kimse istemezdi elinin kolunun bağlı kalmasını. elini kolunu sen bağladın, her şeyi sen seçtin. her şeyin suçlusu olabilirsin belki de. bu dünya, senin kahrın yüzünden yaratılmış bile olabilir. bu kadar ölümün sebebi olabilirsin. rakı masalarında içilme sebebi bile olabilirsin kimilerinin.

ne yaparsan yap... rakı masalarına sebepsen eğer; evinde kendi derdine kurduğun rakı masasını hiçbir düşünenin olmayacak. "kötüsün sen okuyan! lanet insansın! orospusun ve üzülemezsin. gözyaşlarının gram değeri yok." belki yalnız, belki bir kaç arkadaş, yudumlarken ikinci rakını var olmanın ne kadar anlamsız olduğunu düşüneceksin. hayatımı kurcalayan belki'ler hayatını kurcalayacak.

"lan belki... lan belki bir amaç için varızdır." diyeceksin. varlığın anlamını keşfedemediğinde anlamsızlığına yoğunlaşacaksın bir de. "lan belki cidden" diye başladığın cümlenin sonuna doğru gelirken sesin titreyecek. belki de cümlelerinin sonunu bile getiremeyecek kadar aciz olduğunu fark edeceksin aynı ben gibi. "lan belki cidden" dedikten sonra kafamda hiçbir cümle oluşmadı mesela, susmayı adet edindim.

ben seni her zaman anlıcam. her zaman senin için söyleyebilecek bir şeylerim olacak sayın okuyan mutlu olmadığın sürece. mutluyken zaten seninle karşılaşmayacağız bile. mutluyken yüzüme bile bakmayacaksın aynı arkadaşlarına yaptığın gibi. mutluluğun yalnızlıkla tepkimeye girdiğinde hatırlayacaksın bizleri. mutlu insan bu satırları okumaz çünkü. mutlu insan, zaten kendini anlayan birilerine sahiptir sayın okuyan.

ve sen sayın okuyan... ya da ben.
yani bilmiyorum.
hayat, şu an hiç mutlu olamayacakmış gibi.

mutluluk... ciddi anlamda bizim için değil.
yalnızlık. güzel, bunu duyduğuma sevindim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.