Ana içeriğe atla

firari mahalle.

yüz elli beşi tuşlamış bir adam konuşuyor, acı fren sesleri yok. "kendimi kaybettim amirim!" diyor titrek sesleri. duvaklı bir gelin kırk yerinden bıçaklandı amirim! sevdiğimi söyleyemem. intikamın tezek kokusu burnumdan bir gram eksik olmadı. bana türk kahvesi yapan ellerinin başkasının uzuvlarında dans edeceği gerçeğiyle yüzleşemedim amirim.

seni seviyorum derken dudaklarının aldığı hafif gülümseme, başkalarının acı spermleriyleyken somurtsun istemedim. benleyken sürekli gülüyordu acılarıma. ben de zaten birileri acılarıma gülsün istiyordum. başkalarının acılarına somurtsun istemedim. başkalarının acıları benim gibi değil; başkalarını acıtır. ben en azından acıtır, sonra yarabandı takarım. öldürenler unutulur belki, ama iz bırakanlar unutulmaz amirim.

yüz on ikiyi tuşlamış bir adam konuşuyor, acı ve fren sesleri! "kendini kaybetti doktor bey!" diyor titreyen elleriyle tutamadığı telefonda. "ne oldu, kadını mı vurdular?" diyen meraklı teyzelerin durmayan ağızları. kadınımı vurdular diye ağlamayan damadın aşkı. parfümle yıkanmış takım elbisesine damlamayan tuzlu yağmurlar, zaten havada hiç bulut yok. sevgi hiçbir şekilde bu kadar acımasız olmamıştı amirim; ben kırk yerinden bıçaklamışım bir kadını. nolmuş?

aşk bu kadar yüzsüzleşmişken yok duyguların hiçbir anlamı. izin verseydiniz bir erkeği de kırk yerinden bıçaklardım. beni tanısaydınız bilirdiniz amirim. kırk yerinden bıçaklayacak kadar duygusuzum bir kadını; ve her yerinden sevecek kadar da duygulu. "insan sevdiğini öldürür mü?" diye sormayın bana. insanın sevdiğini başkaları öldürür, sen sadece canını alabilirsin amirim.

ölmeden önce bana baktığı gözleri, "beni öldür" diyordu. öldürmekte gram zorlanmadım, bu yüzden sizi aradım önce. ister beni öldürün. isterseniz akmayan gözyaşlarımı sorgulayabilirsiniz. timsah gözyaşları sakladım sizin için, bu anın geleceğini bilip. akıtmaya cesaretim yetmedi, akıtsaydım "öldürdü ama ağlak biriydi." derlerdi.

şimdi bana "sevmek ağır suç!" diyebilirsiniz. zaten adaletinize zerre güvenmiyorum.
bir kadını kırk yerinden öldürürseniz suç sayılmaz.
bir kadının tek yerinden canını alırsanız, ölüme mahkum.

sevdiğiniz kadının ağzına, aşağıdaki mahallede veriyorlar amirim. ama yine de siz bilirsiniz. kafanıza takmıyorsanız eğer hiç etkilememiş sizi, etkili kelimeler dökülen dudakları. sizin gülümsettiğiniz dudakları başkası acıtsaydı, bilirdiniz ne hissettiğimi. ama bilemezsiniz amirim. hadi, kelepçeleyin titremeyen ellerimi, götürün beni.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…