Ana içeriğe atla

gizemli insanlar diyarı.

konu yazmak olduğunda benim için her şey kolaydı. bir gün arkadaşımdan müzik altyapısı istedim. uzun süredir yapmadığım müziğe geri dönecektim. arkadaşım, sercan; müziğini ne kadar ön plana koymasa, kimse onu tanımasa bile ciddi anlamda güzel müzik yapardı. beni kırmadı. aynı saatler içerisinde altyapıyı gönderdi. saatlerce altyapıyı dinledim, yazamadım. kabusumla başbaşaydım; yazamamak.

yaşamak için yaptığım tek şeyin nefes almak olduğu zamanlardı. dışarı çıkmıyordum, uyuyamıyordum da. imkanım olsaydı belki nefes de almazdım. arada sırada esniyordum. yatakta bir kaç saat etrafımda döndükten sonra uyuyamayacağımı fark edip kendime bir kahve yapıyordum. tam bir "loser" durumundaydım. kaybedenler kulübü senaristi tolga örnek beni tanıyor olsaydı, her şeyi sil baştan yazabilirdi belki de. çünkü kaybetmek dediğin şey elinin altında her şey varken kendini kaybetmiş gibi hissetmekten ibaret değil. süslü bir kaç cümleyi bir araya getirip insanların huzuruna sunmaktan ya da ne bileyim, her saat sevişip gerçek aşkı bulamamaktan ibaret değil.

kendimi bildim bileli kaybettiğimi düşündüm zaten ben. bazıları hayata kazanarak başlamaz; aslında ilk başta herkes bir kaybedendir. daha sonrasında kimileri kazanmaya adım atar, kimileriyse olduğu yerde sayar. ben olduğu yerde sayan, ileri adım atmaya hali olamayanlardandım. zira arkadaşlarım da öyleydi. hiç kazanan bir arkadaşa sahip olmadım. zaten kazanan insanlar da benim gibi bir arkadaşa sahip olmaktansa; güzel kadınlarla vakitlerini harcamayı tercih ediyorlardı. bu yüzden ki bir kadın olmanın nasıl bir duygu olduğunu her zaman merak etmişimdir. milyonlarca erkek size hayranlık duyuyor ve siz hala bundan şikayetçi oluyorsunuz. bir erkek olarak dünyayı görebilseydiniz; olduğunuz pozisyonla kendinizle gurur duyabilirdiniz.

bir gün senaryo yazmaya merak saldım.
İÇ. GÜN. EV.

dağınık masadaki eşyalara bakar. senaryoyu görür.

İÇ. MUTFAK. GÜN.

odaya nasıl geldiğini hatırlamaz. yazmak, aklında kalan tek şeydir.
*literatör yayınlarının "senaryo yazımı" kitabından alıntıdır.
bir gün ne kadar yazarsam yazayım, ben de dahil olmak üzere kimse için anlam ifade edemeyeceğini fark ettim. birilerinin beni dinlemesi çok kolaydı, ben de zaten insanların kendisini dinlemesini isteyen bir insandım. "neyin var?" diye sorulduğunda hayatındaki her ayrıntıyı döken bir insanın gizemli kalmış hiçbir tarafı olamazdı. bu yüzden de zaten yazılarını okumanın anlamı kalmıyordu.

bu yüzden gitmeyi de istedim. tüm insanlık gitmeyi ister, istemek ile yapmak arasında fark vardır ama. buna rağmen insanların hayatında kalıcı olmayı nasıl başardığımızı merak ederim küçüklüğümden beri. fırsatımız olsa kaça kaça gidecekken; neden birilerinin hayatında kalıyorduk? neden birine bağlanmak istiyorduk? siktiğimin soruları... bende hep cevapsız kalıyordu. hala cevapsız.

gerçeklerin bu kadar acı olmasaydı, eminim ki yalanlarla mutlu olmayı tercih etmezdik. beklediğimiz kişinin sizi beklemediğini anlamamız için başkasına ait olması gerekiyordu mesela. çünkü insanlar orospu çocuğu, çünkü hayat orospu çocuğu... çünkü insanlar "asla ama asla senin olmayacağım" diyemeyecek kadar cesaretsiz. "beklediğim kişi bana gelirse siktirip gidersin, ama gelmezse belki ben sana gelirim." düşüncesini beyninize sokacak kadar da insafsız.

her neyse işte. yine günlerden biriydi, sahip olduğum tüm arkadaşlarımın bana bir şeyler çektirmek istediğini anladım. arkadaşlarımla aramda bir yarış vardı ve onların hayatının benimkinden daha mükemmel olduğunu göstermek için can atıyorlardı. ısrarla "hayatım berbat!" diyordum, "yaşamak istemiyorum!" diyordum ama nedendir bilmiyorum; insanlar benim için hayatımın gerçekten berbat olabileceğine bir türlü inanmıyordu.

hadi, şimdi siktirip gidebiliriz. hatta öyle bir siktirip gidebiliriz ki; gittiğimizin farkına bile varmazlar. biliyorum, denedim. gitmeyi denedim, önce prova yaptım. şimdi gitmeye hazırım; sadece işaretinizi bekliyorum. hadi diyorum bak, siktirip gidelim.

gizemli insanlar diyarı bizi bekliyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…