Ana içeriğe atla

hastane duvarları mavidir.

ne yazacağımı bilmiyorum. yazma o zaman. uzun zamandır aynı ritim, biraz müziği değiştir. kafan dağılsın, üzücü haberlerle zaten nirvanaya erişti. deme bana böyle. nurtopu gibi psikolojik semptomum daha hayırlı olsun. duyan birileri varsa konuş, yoksa zaten anlamlı değil. 

imkanlı imkansızlıklar savaşı. söz konusu sevdiklerin olduğunda ölüm imkansız değil. hastanelerin duvarları mavidir, bilirsin. mavi bulutların rengidir, hayallerin. hastane koridorlarında herkesin hayalidir iyileşmek. tanrı kimilerine iyileşecek güç verir. kimileriniyse daha baştan bitirir.

üzülme benim için, güçlü kal. tanrım elimde hiçbir şey kalmadı. annem, sadece ben güçlü olursam iyileşebilir. tüm aile üyelerimin elinde silahlar. bazen silahlar "dıkşın!" diye değil, "her şeyin sorumlusu sensin" diye ötebilir. duymasını biliyorsan eğer unut. bazen duymak istemediğin şeyler duyarsın. "annen hep seni kafasına taktı, o yüzden böyle oldu." tamam suçluyu ben ilan ettiniz, katil bulundu. bir şey olursa bilin ama, sizsiniz her şeyin suçlusu. bu yazılar, benim intihar mektubum.

sırf uyuyamadığım için gecelerden korkar oldum. annemden öğrendim bugün, düşünmekten uyuyamaz olmuş. mutluluk dolu annesi ve ayakta uyuyan oğlu. uyku önemli değil, ayakta rüya görmek oldu korkum.


bilseydi böyle kafaya taktığımı annem, "takma biz burada iyiyiz." derdi. babam elimi öyle bir tutmuştu ki... anladım, güçlü olma sırası bende. sulama kanalı gibi gözlerim. bilmiyorum anlıyor musun, anlatabiliyor muyum?

zamana karşıyım. zaman öldürür. "biraz zamana bırak, geçer." derken unutulur etrafındaki insanların birer birer öldüğü. çok olur yalancıktan güldüğüm. zaman süründürür. tek tek kayıp giderken ağaçların yaprakları, sonbaharın geldiğini anlarsın. doğanın isyanı, kar ile üşümüş süpürülmemiş yapraklar.

her ağaç ilkbaharda yeni yapraklar açar.
eski yapraklar kaybolur.
eski, yapraklar kaybolur.
yapraklar kaybolur.
eskileri, unutulur kaybolup.
ve her yaz, umutsuz ağaçların meyveleri.
ve tekrar.
sonbaharda ağaçlardan yapraklar kaybolur.
kış, doğanın isyanı üşütür yaprakları.
her ağaç ilkbaharda yeni yapraklar açar.
eski yaprak kaybolur.
eski, yapraklar kaybolur.
yapraklar kaybolur.
eskileri, unutulur kaybolup.
ve her yaz, umutsuz ağaçların...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…