Ana içeriğe atla

krem kokusu.

yaralar, bir tarafa dizilin. son kafiyeler falan yaklaşmışken, daha fazla edebiyat yapamam. son model arabaların altında kalmış duygular. son yaptığın makyaj kalbini koruyamaz. susarsan yalan, konuşursan yalan. ne yaparsan yap yalan. bir kaç anlamlı hikaye, seni asla gerçek yapmaz. ama bil... yalanlara ihtiyacımız var. sana olduğu kadar.

yosunları yiyen solucanlar gibi anlamsız. bir solucan denize girerse ölür. yosunlarınsa karaya çıkma şansı yok. bir imkansızlık teorisi zaten üzerine yazılmış tüm senaryolar. bir bilim kurgu filminin görünmezlik pelerini kadar gerçek olabiliyor ancak. inanması mutlu, sonuysa yok belki.

kimse bilmez neler çektin, neler anlattın. bana kendini anlatma lütfen, benim tanıdığım kadar güzel kal. seni sadece senin anlattığın kadar değil; benim bildiğim kadar tanıyorum. daha fazla tanımıyorum seni sayın okuyan; zaten anlatsan da tanımaya çalışmam.

kafam güzel değil, olmasını isterdim. her güzel yazının bir sonu var; her kafası iyi insanın olduğu gibi. kanatları olmayan kuşlar uçamaz bilirsin. her kuşun da bir kanada ihtiyacı var. kanadın yok, her derdin olduğunda uçup başka şehre, başka adama taşınamazsın. göç yolların asırlar öncesinden kapandı. hayallerin karavanlardan bile ibaret olsa, içinde bir yere, bir insana bağlanma isteği var. reddetmeden yaşa, reddetmenin işe yaramadığını şimdiye kadar öğrendin.

falında çıkan uçsuz bucaksız yolları yanlış yorumladı falcılar. geçmişte kaldı bazıları, onlar zaten geçtiğin yollar. geçmekte olduğun yolları tarif etmek güç. betimlemeye kalk bir kere ne olursun. karanlıkla yüzleştiğinde anlamsız gelecek zaten yolların varlığı. sadece moral cümlelerinde saklanmış aydınlığa hiçbir zaman sahip olmadın, olmayacaksın. karanlık ürkütücü değil. seni korkutan anlamsız masallar ve geriye kalan her şey.

biraz derin düşünsene be adam, be kadın. hayat bu kadar anlamsız mıydı ilk doğduğunda? büyüyüp başkalarıyla karşılaştığında anlamsızlaştı. içinde bir hayli kararsızlaştı zamanla.

kremini aç, herkesin yaraları için bir kremi vardır. kimi kuş olmak ister yukarıda anlattığım, kimileriyle yosun yemek isteyen solucan. imkansızlığın tadı, gerçek olamayacaklarda saklıdır. ve maalesef, her şeyin aksine, imkansızlık diye bir şey vardır. inansan da, inanmasan da.

minik bir el kreminin narin kokusu,
makyajımı yaptım, oldukça mutluyum.
bir tarafta imkansızlık korkusu,
diğer tarafta yaşama dair umutsuzluk.
minik bir kalp kremim olsaydı,
belki de her şeyi unuturdum.

tanrının bana verdiği şeylerin bolluğu,
tek intikamıysa, yokluğun.
bugün de yoksun, belki yarın da.
ben de bir kuşum sanırım,
kanattan yoksun.

minik bir el kremi...
ve onun narin kokusu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…