Ana içeriğe atla

öpüyorum yalnızlığın dudaklarından.

öpüyorum dudaklarından, kıskansın tanrı. kime sorsam sokaklarımı, herkes beni tanır. yalnızlığın ahını aldım yıllarca. bir hayat yalnız da yaşanır kaybetmeye değer görmüyorsan eğer kimseyi. kaybetmeye değer görmüyorsa eğer kimse seni, eşit sayılırız. uzaklaşma fazla. senin bana ihtiyacın, benim sana ihtiyacım var.

farklı yaratılmış olabilir her insanın parmak izleri. oturdum köşemde, yedi milyar insanı izledim. ne kadar farklı olsa da insanların derdi, sonuçta aynı yerdeyiz. aç televizyonu vızıltı yapsın. kulak salyangozunu kapatan bir kulaklık da olur. kitap oku, hayallerini güçlendirsin. yalnızlığa bırak kendini, tamamiyle sana ait olduğunda güzel olacak, seveceksin.

yazılar yaz, belki birileri okur. anlaşılmaya olan ihtiyacın azdırırken düşüncelerini, kaybolmanın zevkine bırak kendini. herkesin yeteneği değil düşüncelerde kaybolmak. sadece ahmakların işidir yeteneklerinden uzaklaşmaya çalışmak. var ol! uzun zamandır yüzüne hasret kalan aynaya bir bak; kim olduğunu düşün. umut verici bir tarafı var kim olduğunu keşfetmenin.

kimi istiyorsan o ol. yalanları sadece yalnızlar söylemez. sokağa adım atan her insanın ikinci bir karakteri vardır. kendini yargılama, insanların gülmek için sebeplere ihtiyacı var. sebeplerinse yalanlara. ne kadar uzak olsa da yalanla aran, yakınlaşmak zorundasın. çevrene bir daha bak; çevresine mutluluk sinyalleri dağıtan sevgililer aslen mutlu değil. dört duvar arasına girdiklerinde alınıyor ellerinden oyuncakları.

kullan at prezervatif gibi hissediyorsun kendini. hissettiriyorsun da. en son hiç sebepten "naber" diye sormadan birine; birinin sana "naber" demesini bekliyorsun. insanların derdi de bu zaten; sadece beklemek. birine "naber" demek zor değil cevap alamasanda. insanlık namına; dur, bir dakika. insanlığı kurtarmak istiyorsan yanlış yoldasın. insanlar senin için bir oyuncakken; onlar için bir oyuncaktan fazlası olamazsın.

güzel demişti şair, ne dediğini hatırlamıyorum. ne kadar kendinle barışık olursan ol, sert gelir ölümün kolları. bugün de hiçbir şeyin yola girmeyeceğini düşün, yola girmediğini gör. dün de zaten girmeyecekti, girmemişti. yaşamana engel olmadı ama girdiğin her sokağın canavara benzemesi. belki yolların tükenmiştir, belki yolun kalmamıştır; bilemeyiz. yine de hiçbirisi yaşamana engel değil.

bir yazı da bitti. varlığım ya da yokluğum hiçbir anlam ifade etmiyor biliyorum. varlığın ya da yokluğun hiçbir anlam ifade etmiyor.

öpüyorum yalnızlığın dudaklarından.
koştuğumuz yollar farklı kulvarda.
içtiğimiz sigara aynı...
belki biraz eksik, biraz fazlası.
aynı hayatın sancısıyız.
biraz eksik, biraz fazla.
öp bugün yalnızlığı dudaklarından.
sen de ben gibisin, ben de sen gibi.
belki biraz eksiği, belki biraz sensizi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…