Ana içeriğe atla

saçmalattirik: konular ve uşakları.

"nasılsın bugün? nasıldın bugün? mustafa sende çok şey değişti sanki kısa sürede. sen kendini bırakma yine de. devril, yok ol, öl, geber, ama gücünü asla kaybetme. yaşamanın bir anlamı olmalı içinde. derine in mustafa, belki taa en derine. baksana yıllar geçti, çok şey soyuldu derinden. yaşamadığını zannetsen de düşünce bunlar, bir gün kapından içeri gelirler."

yıkıl. her seferinde daha iyi yıkıl. bir kere olsun kalkama. anlamsız gelen cümleleri bir tarafına sakla, yıllar sonra okuyunca anlarsın. kalkmana yardımcı olmuş yabancı ellerin de yoktu anlamı; ama inandın. bir kere olsa inandın; sonrası seni takip etti. bir kere daha olur belki, sonsuzuncu kere inanırsın.

kırılmaktan tutmayan kalbin hala atıyor mu? atıyorsa güzel, atmıyorsa diren. ben de bir kadını sevdim zamanında, tanrı beni yokluğuyla sınadı. sen de birini sevmişsindir, nasıl olduğunu çok iyi bilirsin. mutlu sonla bitseydi adına aşk değil; sevgi derlerdi. mutlu sonla bitmedik ya adına aşk deyip susuyorum.

bugün de uyandın ey insan, bugün de uyuyacaksın. neyi çok istersen olmayacak buna kendini inandır. mutlu olmanın da bir yolu vardır bizim bilmediğimiz. mutlu insanlar da vardı tabi bir türlü kimsenin görmediği.
karışık değildi, özledim. basitleştirilmiş aşk mektupları ve saz arkadaşları. dudağından mı öpmüş, tadı güzeldir eminim. bu kadar mı yani aşk dediğiniz? bir kaç seni seviyorum ve sonra bitti.

elimle sevişmekten zevk almadığım günden beri durgunum. sorsan hiç bilmiyorum zaten kim yaptı bu vurgunu? kimsenin yüzünü görmek, kimseyle konuşmak istemiyorum. yalanlar sıçan ağzımız da bilmiyor zaten hangi gerçek doğru.

gitmenin değeri bu kentlerde bilinmiyor. aynı sevmenin, nefret etmenin de öyle. elimde bir sandık var. içi gitmek, yalnızlık ve ölüm üzerine yazılmış mektuplarla dolu. görenin sorduğu tek soruysa "neden hep aynı konular?"

eşşeğin sikinden.
her şey eşşeğin sikinden.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…