Ana içeriğe atla

saçmalattirik: uyan çocuk.

şahane bir olgunun evrilmemiş bebeği. sineklere fırsat verin ki açık camı görebilsinler. karanlığa beyaz ışık tutarsan daha çok belli olur sigaranın dumanı. fırsatım olursa eğer iyilikleri bırakıp sadece kötülükleri umarım. kalbini kırdığın kadının kalbimi kırması; dünya zaten sahipsiz kalplerin çaresiz dünyası. açtığın her mutluluk kapısı, başkasının gördüğü rüyadır. uyan çocuk, bugün de mutluluğun sonuna geldik.

kalp kıranla bir ömür mutlu olunmaz şair efendi. kalbini en çok kıranı sevdiğinden beri ağlamaklı oldu satırların. kim bilir kaç betimleme, kaç yazıt, kaç hitabe onu hatırlatır. eline biraz mutluluk verdim de, bir tek onu unutmadın.

tanısaydı seni freud, psikoloji üzerine yazdığı her şey değişirdi. bir adam sessizce delirdi, varlığını sadece ben fark ettim. bir adam tanıdım, duygularını farklı farklı yerlerinden katletmiş. bir yalan gördüm her şeyiyle; adını ben koydum, bazıları 'odun' derdi. bir sen, bir ben, hiç fark etmez. aynı yerdeyiz.

garip hikayeler, bitmeyen aşklar ve yazılmamış intihar mektuplarından bahsederdi kulaklıklarda teoman. en güzel müzikleri seçsen, en güzel arşivleri fırlatsan suratıma, artık anlamam. yıllardır hiç konuşmamışız gibi anlatıyor sessizliğin. sevişmelik şarkılar senfonisi; isyanım en cici yerinden direniyor. keşke anlasan.

dokunulmamış gömleğin cebinde saklı bir hikaye kitabı. masum olduğumu söylemiyorum; allah katında en büyük günahkarım. çürümüş et kokusu bürünmüş buzdolapları. biraz daha derine gelsen ne kadar lanet bir insan olduğumu görürdün.


ama sus lan! anlamasın kimseler. birileri merak etseydi eğer anlatmanı isterdi.
şu siktiğimin hayatı; küfür etmediğim her şey adına gitmek isterdim olsaydı fırsatım.
yalnızlık, güçlü kalmak falan bana oldukça fazla geldi.
ulan bir gram gücüm olsaydı diyorum piç kurusu! bir gram gücüm olsaydı ellerim titremezdi.
gülleri çok fazla hayatın ve dikenleri de öyle.
bir güle kapılıp gidersen kıskanır da dile gelir dikenleri!

uyan amına koyayım, sakin ol. bu rüyada bitti demin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…