Ana içeriğe atla

tek düze hikaye, aynı, anne.

kahvem o kadar sert ki içimizi acıtıyor. sana aslında nasıl bir insan olduğumu anlatsam inanmazsın. sayın okuyan, bir hikaye yazmaya ne dersin? boşversene şöyle uzan, vücuduna biraz iyi gelsin koltuğun en rahat minderi. bir zaman makinesini hayal et. şimdi de yok et istanbul boğazının soğuk sularında. şimdi bir intihar hayal et. şimdi de yok et kendini varsa eğer "acılar" diye bir okyanus.

biraz da beni dinle. anlatma sırası geçti senin hayatının. anlatma sırası geçti, hayatın senin. ben de bir hayat isterdim, benden önce başkaları almasaydı.
bugün de uyandım. bugün de bir hikaye yazdım baş cümlesi uyanmakla başlayan. yarın da bir hikaye yazacağım, baş cümlesi uyanmak olacak. bugün de uyanmak istemezdim dün ya da yarın gibi. bir aşkın başlangıcı, bir aşkın bitişi, bir neyse, bir neyse siktir et. bugün de birini çok sevdim anne, sonra ufaldı ve geçti.

üç dış fırçası, iki macunu. dört ayakkabı. dokuz basamaktan altı merdiven. bir tane kapı, kolu yukarıdan neredeyse yetmiş santim aşağıda olan. günlük bir rütin, her gün aynı rakamlar. bir karikatür, "bu ne lan? dünün aynısı..." aynı bakkal, aynı balkon. aynı kadınlar ve karşı apartmanın balkonunda aynı adamlar. aynı sigara, tek düzeleşmiş tatlar ve geri dönüş. aynı anahtarlar, aynı ev dizaynı. tek bir farklılık var, çarprazımdaki balkonda oturan baykuş dövmeli kadın. farklı bir zar tutuşu, aynı kumar; adına tavla diyorlar.

bugün de sanki bir şeyler uydurdum kafamdan anne. olmayan şeyler yarattım, olmayan sevgililer, olmayan parfüm kokuları. bu oğlanı en çok sen sevdin anne. senin dışında kim bana yaklaşmak isterse kendimden uzaklaştırdım. sen dahil hiçbir kadın anlamadı beni ve sen dahil hiçbir kadına anlatamadım doğru düzgün kendimi. neden böyle olduğuma dair kimsenin bir fikri yok. boşver, olmasın da zaten. kendimi bu fikre alıştırdım. şimdi, arada sırada kendimle oturup benim hakkımda konuşuruz. bazı insanların sevilmeme hakkı, doğuştan gelir. bazı insanlar zaten mezarda doğarlar.

yarın da uyandım. yarın da bir hikaye yazdım baş cümlesi uyanmakla başlayan. yarın da bir hikaye yazacağım, baş cümlesi uyanmak olacak. yarın da uyanmak istemezdim dün ya da yarın gibi.
tekrar merhaba sayın okuyan. dünün güneşi çoktan battı ve bugünün güneşinin doğmasına daha çok var. devam edelim benden bahsetmeye olur mu? bu duygusal boşluğum, bu yalnızlığım, bu mutsuzluğum, sizin ağzınızla "sevişme merakım", yine sizler tarafından yargılanmadan önce anlatmaya çalışacaklarım var. tanımadan tanıdığınızı iddia ettiğiniz odun hakkında fikirler edinmenizi ediyorum. bu anlattıklarım, benim son zamanlarda yaşadığım şeyler.
birinin yokluğunu çekmek çok zor şey anne. gözlerim dolarak anlattığım son günlerimin bitmesi için zayıf inancımla allaha dua eder oldum. ben fazla dua etmem, bilirsin anne. çaresizliğin en dibindeyken bile güçlü gösteren oğlun, zayıf düştü. yazdığım bu hikayeyle birlikte son sigara paketimin tüm dallarını içebilirim, on yedi tane. yeter ki biraz olsun rahatlayabileyim, uyumaktan bile korktuğumdan oluyor uykuya dalmadan önce ürpermelerim. birileri gerçekten "mustafa neyin var?" diye sormayalı belki de aylar olmuştur.

öte yandan kavuşmak güzel şey anne. savaşmaktan harap düşmüş afgan gazisi kalbimin son çırpınışlarında verdiği mücadeleyi bilseydin gurur duyardın oğlunla. 20 dakika, fazlasıyla veya eksisiyle. ameliyat masasında yirmi dakika boyunca yaptığı kalp masajıyla hastasını ayakta tutmayı başarmış hemşireyi düşün. yirmi birinci dakikada hemşirenin diğer hastasına gidişini hayal et. yardıma muhtaç iki hasta, biri oğlun, diğeri elin oğlu.

fazlasıyla veya eksisiyle anne. yirmi birinci dakikada ben öldüm. yirmi birinci dakikada elin oğlu yaşadı. hemşire yine gelir, ben yine yaşarım. hemşire gider, ben yine ölürüm. oğlunu bilirsin anne. yaşayana kadar hemşireyi bekleyebilir; hemşire gittiğinde tekrar ölür.

bazen hayat çok zor anne.
bazen, yaşadığımı bile hatırlamıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…