Ana içeriğe atla

aids değilim. iyi geceler.

benliğini kaybettiğin dakikalar ve tüm arkadaşların seni terk etmemiş. olmak istemediğin yerdesin. zira olmak istediğin yerleri hala var mı bilmiyorsun. kırmızı güller içerisinde kalmış tüm yolların. bir kaç adım atsan batacaksın dikenlere. gözlerini açamıyorsun karanlıktan ve dikenlerin acısından. sahip olduğun tek şey kendin ve bir çakmak. ya güllerini yakıp kendini öldüreceksin, ya da acı çekeceksin. karar senin. yani anlayacağın, şimdi ölmek senin elinde.

delikanlı gibi yok ol buralardan ya da kal. ne de olsa zamanla yok olacaksın. biraz kendin, biraz kibrin... kimse okumadığında yazmanın da değerini unutacaksın zaten. bir sigara yak. ya da bir şarap açarsın. dumanları yok etsin diye mumunu yakarsın. sonra "siktir et!" dersin her zamanki gibi. bir bakmak istersin daha neleri, ne kadar kaybedebileceğine. "ben kaybeden değilim, sadece kazanmanın peşinden koşmuyorum." diye kandırırsın kendini. hepsi senin elinde.

güzel bir hikaye, güzel bir yolculuk. hayal dünyasına adım adım tırmanış. o kadar çok kıskandım ki dergilere bir şeyler yazabilen, kitapları çıkan adamları. yerimde sayıyorum. ya da geriye doğru yürüyorum. geriye doğru koşuyor da olabilirim. eylemlerin sonundaki "r" harflerini bile koymak istemiyorum artık. bırakayım cümlelerim eksik kalsın. bırakayım paragraflar tamamlanmasın. bırakayım da içinde boşluklarda dolu insanlar tamamlasın buraları... ben yeterince doluyum ve artık kendimi boşaltamıyorum. bu nasıl bir gitme isteği! bir insan ancak bu kadar isteyebilirdi gitmeyi ve bir insan ancak bu kadar güzel gidemezdi.
yani ne oldu? yine mi uyandım? aids öldüren bir hastalıktı hatırladığım kadarıyla, tek bir gecede ölemeyecek miydim?. ve yanımdaki kadın, dün gece kulağıma "aidsim" diye fısıldamıştı. inat etmiştim, korunmamıştım. bugün de ölmemişim. neydi kadının adı? şimdi yanımda uyuyor, kulağına ismini fısıldamak istiyorum. "kahvaltıyı hazırlayıp çıkacağım evden, istediğin zaman gidebilirsin" demek istiyorum. neydi kadının adı? adı neydi lan kadının! hatırlamıyorum, çok sarhoştum. ama sarhoşken bile sevmeyi değil, ölmeyi istiyordum.
adını bilmediğim bir kadından beni öldürmesini istemiştim. adı neydi? yahu adı neydi kadının! beni öldüren virüsün değil, kadının adını bilmek istiyordum. adına bayan köprücük kemiği diyeceğim. evet... beni öldüren kadın, bayan köprücük kemiği.
neden aids diye sormuyorlar. neden aids cevaplamayacağım.

öldüğünde aids'ten öldü diye ayıplayacaklar. ne kadar da güzel bir his! ölürken bile kimsenin seninle gurur duyamıyor oluşu, ne de mükemmel şey. ben alışık değilim öyle gurur duymalara. ben aids'ten öldüm, benden nefret etsinler.

aids değilim. ek bilgi. aids olacak kadar çok ilişki yaşamadım. iyi geceler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…