Ana içeriğe atla

aldatıldığımda...

sabahları yazı yazmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki, tepemde yaktığınız ışığı söndürmeniz için düğme arayıp duruyorum. gözümü alıyor, başımı ağrıtıyor ve güneşi dahil kapatmak zorundasınız! yapın şunu, başımın ağrımasına dayanamıyorum. sahip olduğum biyolojik şartlarım bana kafamı kesip vücudumla yaşamak gibi bir şans vermiyor. ağlamak istiyorum. ağrı kesicilerin kesemediği bir baş ağrısına tanrı ne yapabilir? tanrı o kadar güçlüyse ışığı kapatsın, her şey yoluna girecek.

hikayeye başlamak için bir baş ağrısı masalı yazmak güzel şey değildi. ama olsun. beni öyle tanımanızı istiyordum ki sıçtığımda kendi aranızda "kahverengi sıçacak" diye muhabbet etmeniz gerekiyordu. bana dair hiçbir gizem kalmasın istiyordum kafanızda. gizemli bir insanı çekici bulmanıza katlanamıyordum artık. gizemsiz bir insan olarak uzaklaşmak istiyordum ve her anlattığıma rağmen soruyordunuz... "mustafa, neyin var?"

gecenin karanlığında otururken düşünmeyi her insan gibi ben de severim. düşünceye paralel artan soru sayısı bir tek karanlıkta başımı ağrıtmıyordu. bazen aptalca sorular da sorardım ve dünün en aptal sorusu benim için; "aldatıldığımda tepki verebilir miyim?" oldu.

güzel bir kadın, "aldatmak bence büyük bir karaktersizlik" demişti kendisine göre yorumlarken. yorum yapmamıştım zira aldatılmak her insanın kaldırabileceği bir şey değil. beni biri aldatsaydı karşısına geçer ve "benden tatmin olmadığın gerçeğini gayet iyi anlayabiliyorum. tebrik ederim, beni çok güzel aldattın. ben olsam, ben de aldatırdım." derdim. şaşkın bir surata verilebilecek en iyi tepkidir belki de beklenmedik cevaplar. ben ki bundan yıllar önce aldatıldığımı bile bile bir ilişkiye devam etmiş insandım. benden zaten başka bir şey de beklenemezdi.

etrafımdaki herkes bana ve ben herkese yalan söylerken, insanlar özellikle kendilerine yalan söylenilmesinden hoşlanırken aldatılmak ve aldatmak denen terimin varlığına inanmıyordum. benden daha güzel bir erkeğe sahip olmak herkesin hakkı olmalı. ben bir kadına sahip olsaydım, benim için dünyanın en güzel kadını o olurdu ama orasını karıştırmamak lazım.

seni biri aldattığında, gitmeden önce suratına bakıp dudaklarına son bir öpücük kondurabilir miydin? yoksa daha dün öptüğün dudaklardan çıkan bir savunmayı mı beklerdin? beyninde muhasebesini yaptığın "aldatmanın açıklaması olabilir mi?" kısmını beklemeden, daha dün onu öptüğün dudaklarınla küfürler mi ederdin? içinde sakladığın "aldatılmadan ne yapacağınızı bilemezsin" cevabını bir kenara bırak şimdi. çünkü gerçeği yansıtmıyor. aldatılmanın ne olduğunu çok iyi biliyorsun, herkesten daha iyi. gider miydin? kalır mıydın? susar mıydın? intikam mı alırdın? kim bilir...

güzel bir aldatılmanın hakkını herkes ödemeli. "beni öyle güzel aldattın ki..." diye başlayan bir cümlenin sonu daima iyi bitmeli mesela. beni öyle güzel aldattın ki hayatımda yaptığım hataların farkına vardım beni öyle güzel aldattın ki hayatım sikildi, ama olsun, kaldırabilirim. beni öyle güzel aldattın ki orospu çocuğu...

bilmiyorum aldatılsaydım ne olurdu. zaten aşka inanmayan insanların aldatmaktan bu kadar çok bahsetmesi de ironik. sadece ön sevişme sırasında aşka inanabilen insanların aldatılma kavramı yoktur zaten.

bilmiyorum. aldatılsaydım, ne olurdu? onlarca defa aldatıldım, ne oldu? hala benim işte, bir sikim değişmedi. zaten aldatılmanın bir değişim yaratmasını beklemek de aptalca.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…