Ana içeriğe atla

artık.

her şeye rağmen gülebilen suratlarınızı sikeyim. bana bir şans verseler, yüzümdeki gülen tüm yüz hatlarımı keserdim sırf ibreti alem olsun diye. gülerken oynattığım tüm kaslarımı yerinden çıkarıp tavada kızartarak yemek istiyorum. bugün de mutlu olmaktan ziyade; mutlu olan arkadaşlarımın arasında mutsuzluğu tatmanın zevkini yaşadım. bugün de mutluluk için çabalarken buldum kendimi. mutluluk öyle elde edilebilen bir şey değil; mutlu olmak için mutsuzluğun verdiği acıdan zevk almak şart.

nefret etmek ne kadar doğru bilmiyorum, ama beni anlamadığınıza dair bir çok semptom gösteriyorsunuz. hayatımda bulduğum en iyi hobilerden bir tanesi zaten beni anladığını iddia eden herkese "evet, anlayabiliyorsun." diye yalan söylemek. küçükken belki beni daha iyi sevselerdi, daha iyi olurdum. küçükken o kadar nefret edildim ki, kendimden nefret edilmesini artık yadırgamıyorum.

kimin yatağında kiminle uyuduğunuz, kiminle sikişip adına aşk dediğiniz umrumda değil. tek istediğim ben aradığımda cevap alabiliyor olmak. sesinizi duymak istediğim de -ki bu çok az olur, sesinizi duyamıyorsam varlığınız umrumda değil ve hiçbir zaman olmayacak. varlığım hiçbir zaman umrunuzda olmamalıydı. yanlış yer, yanlış zaman, yanlış insanlar. hepinizin amına koyayım, beni yalnız bırakın.

kim olduğunuz umrumda değil zaten artık. benim hayatım sikiliyor amına koyduğumun çocukları. kendinizi iyi hissetmek istediğinizde sizin için sahip olduğum her şeyi veriyorum. kendimi iyi hissetmek istediğimde ananızın amına geri giriyorsunuz sanki. hiçbirinize ulaşamıyorum. sen de dahilsin buna amına koyduğumun karısı, sen de.

yeter artık, her uyandığımda çektiğim akciğer sancısı neden bir türlü ölüme dönmedi anlamıyorum. kendini mutsuz mu zannediyorsun, her gün ağlıyor musun? işte bu mükemmel bir şey. ama benim kadar mutsuz değilsin çünkü henüz ağlayamamayı öğrenmedin. ağlamamayı öğrendiğinde aslında bugün çektiğini sandığın acıların, kendine acı çektirmek için söylediğin yalanlar olduğunu anlayacaksın. ben olsaydın bilirdin. ben olsaydın mutlu edemediğin her insan için kendini sikmek isterdin öldürerek. ben sen olmayı gayet iyi biliyorum ama sen ben olduğunda yollarının asfaltının çoktan yapılmış olduğunu göreceksin.

yeter, sıkıldım yazarak anlatmaktan da.
sıkıldım her şeyden de.
çok üzgünüm. dayanamıyorum. bu kadar güçlü değilim, artık yüklenmeyin bana!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…