başlığını bulamıyorum, konusu yok.

karnım, kaslarıma kadar ağrıyordu. düşük müzik tınısından nefret ediyordum. korkuyordum da. ben en çok sabah ezanından korktum, bir de gidişlerden, bir de kalışlardan, bir de sessizlikten, bir de... her şeyden. otobanların bile sessiz olduğu vakitlerde, nereden geldiğini bilmediğim o saba makamı ezanından... ne caminin nerede olduğunu, ne de hocanın kim olduğunu biliyordum; sadece ürperiyordum işte. ölüm çok yakın ve henüz yaşamak için fazlaca günahım var!

karın kaslarımın ağrımasından zevk alıyordum. uzun zaman sonra, yani aylar sonra tekrar aynı ağrıyı hissetmek güzel şeydi en azından. bundan önce bacaklarımdaydı, sonra mideme yükseldi; en sonunda beynime yükselsin. en sonunda öleyim ve tekrar en başa. en sonunda kurtulun benden ve tekrar en baştan. "en sonunda geçecek" dedi her şey. "en baştan başlayacak" dedim. bir sanatçı da dedi, aynısını. "her son, yeni bir başlangıçtır aslında." diye ekledi sonra. tekrar acıyacak, tekrar kabuklaşacak ve sen, tekrar gideceksin.

hala birleştirilmemiş bin bir parça puzzle'ım var. bir parçası fazlalık. bin parçayı birleştirsem bir tarafı eksik kalır. binlerce gülen yüzüm var, bir tarafım hep somurtkan. gülen tarafım o kadar fazla ki hangisiyle tanıştırdığımı unuttum. ağlayan bir tarafım var sadece, tanıyor musun? tanıştırayım, bu blogum nam-ı değer ağlayan taraf. sen kimdin? kimin ağlayan tarafı? buradaysan elbet var bir sebebin umrumda olmayan ve biliyorum; buradaysan, ben kadar gözyaşların var kimsenin de bilmediği. ve bilmek istemeyeceksin ama; ölmeyi isteyerek öleceğiz. ölürken bile ölümü hissedemeyerek.

sürünmemek için çabalıyordum. bıraktım, şimdi daha fazla sürünebilirim. bir fahişenin götüne ne kadar hızlı vurursan kırbacını, o kadar zevk alır. bir fahişesin ve ne kadar sürünürsen, o kadar zevk alacaksın. bir fahişeyim, namım erkeğin orospusu. beni ne kadar sürsen, o kadar zevk alırım hayat. bana biraz mutluluk koklat bak göreceksin, ne kadar rahatsız oluyorum! bana biraz acı ver. senariste söyle, yalnızlık yazsın. biraz uzaklaş benden... çokça git. birileri bende kaldıkça rahatsız oluyorum. biraz gel, çokça git. hayatımı kaplayan am kokusu... yavaş gel ve sonra, sana hiç yalan söylemeyeceğim. siktir git.

uykulanıyorum. son zamanlarda çok uykum geliyor. o kadar uyudum ki hayatta, uyanmak istemiyorum artık. biraz uyansam batıyorum, biraz gözlerimi kapatınca serbest kalıyor hayatım. batarken çırpınırsan, daha fazla batarsın; tecavüze uğrarken kurtarılmak, uğradığın psikolojik eziyeti değiştirmeyecek. 

bir kadın beni "minik orospum" diye sevseydi, aşık olurdum. sen nasıl aşık olursun birine, seni sevdiği için mi? ben öyle değilim. benden kim nefret ettiyse, ona aşık oldum ya da kimi sevdiysem önce nefret ettirdim kendimden. sonra aşık oldum. sonra gitti. çünkü nefret ettiğin birine katlanamazsın. ve herkesten nefret ediyorsan eğer, herkesi kendin gibi sanıyorsan, herkesin sana aşık olacağını düşünebilirsin.

ne bileyim işte, hayat çok garip.
bu bir hikayeydi en başında.
bir hikaye saçma geldi. bir yazı oldu.
bir ben olmuşum yıllar önce, çok saçma.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız