biraz ölüm, az serpilmiş aşk.

şimdi karanlık da benden nefret ediyor. olsun, karanlığın intikamı sert olur. beslendikten sonra ücra köşelere bırakılarak özgürleştirilmiş bir kedi gibi. farları yanmayan bir arabanın altında kalmış gibi ya da ne bileyim... sen benden daha iyi bilirsin öldürmeden insan öldürmeyi. senin hayal gücün benden daha iyi. ne derdin karanlığın intikamına? bir insan karanlıkta mı öldürülmeli, aydınlıkta mı? bir insan, neden değil, nasıl öldürülmeli?


bugün canım sıkıldı. insanları izledim dışarıda. mavi elbiseli bir kadın, elinde "poison" yazılı şişesi. belki de en güzel ölümdür insanın kendini öldürmesi. belki de değildir bilmiyorum. belki de izlediğim porno filmlerindeki kadınlara aşık olabilseydim daha güzel öldürebilirdim kendimi. belki de öldüremezdim, dedim ya bilmiyorum. seni de pek ilgilendirmiyor zaten nasıl öldüğüm. sen öldürdüklerini yaşatmayı iyi bilirsin. yok etmesini değil.


güzel bir şarkı söyledim. güzel bir şarkı buldu. bu sabah aşık oldum. tanrı bana kızmış olmalı, bulutları morlaştı. bu akşam kendimi öldürdüm. sırf aşık olduğum için. sonra unuttum. sonra aklıma geldi. not aldım bir tarafa, şimdide yazıyorum; sırf unutamamak için. sırf aklımda kalsın diye. kimse görmedi, kimse duymadı. her şey kafamın içinde gerçekleşti zaten, birilerinin olması imkansız. ne bileyim, insan aşka inanmıyor ama bazen hayal ediyor işte. ve küçüklükten beri en büyük sorunumdu zaten benim hayalperestlik.

bir sigara yak, bir sigara daha. bakıyorum da ne güzel aşkları var insanların. bakmıyorum gözlerimi kapatıyorum bazen utancımdan. bazen o kadar koyuyor ki bana böyle bir insan olmak... bazen "siktir et!" diyorum. bazen "siktir git!" diyorum kendime. bazen bir mağaraya kapatıp kendimi, sessiz sakin, kimse duymadan ölmek istiyorum. adıma "kayboldu" desinler. adımı ansınlar aşk romanlarında. "sevdiğinden değil de sevemediğinden öldü." desinler. duygularımı hislerimi tahmin etsinler ve bırakıp gitsinler sonra. "üzerinde tartışmaya değmez. değseydi kendini bırakmazdı." yazsınlar mesela.

ama bilmiyorum. bazen o kadar nefret doluyorum ki kendime... bazen insanlığa kızıyorum ama genellikle kendime. o kadar çok inandım ki insanlara, ve o kadar çok şey beklediler ki benden.

ne bileyim. diyorum ya hep, kendimi bile tanıyamıyorum diye. kendini bile tanıtmıyorsun. kahvemi koydun mu? otur, konuşalım. ya da ben gideyim, yazılarım benim adıma da konuşur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?