Ana içeriğe atla

cehennemin dibi.

odamda dışarıyı izliyordum. dışarıya çıkıp hiç kimseye söylemeden gitmek için güzel bir karanlıktı. bu yüzden tekrar gitmeyi istedim. arkamı döndüm ve her zaman yaptığım gibi ev arkadaşımın odasına girdim. ev arkadaşım yoktu. yine de konuştum ben. "gidiyorum." dedim, kimsenin duymaması ve "nereye?" diye sormaması rahatlatıcıydı. birisi "nereye?" deseydi bile en fazla "biraz işim var" diyip gidecektim. boş odanın perdelerine bakıp "biraz işim var, birazdan geleceğim" dedim bu yüzden.

apartmandan dışarı çıkar çıkmaz uzun zamandır tadını alamadığım oksijenin, yine tadını alamadım. tanrı bazı şeylerde hata yapabilir mi bilmiyorum; ama oksijenin tadı olmalıydı. oksijenin tadı olsaydı eğer, dünyanın bütün aç çocukları damak tadı denilen şeyin varlığını fark edebilirdi.

ilk defa, her şeyimden çok değer verdiğim telefonumu ve bilgisayarımı odama bırakmış ve dışarı çıkmıştım. üzerimde bir stres yaratsa da umursamamayı öğrenmeliydim. otobüs durağına gitmeden önce bakkal efendiye uğradım. cebimde kalmış bir kaç lira paranın tamamını sigaraya verdim. insan sadece parası kalmadığında manyakça şeyler yapmaya cesaret edebilir çünkü. yapmak üzere olduğum şeyim kendime manyakçaymış gibi gelmesini istiyordum.

buranın şoförleri genelde cimri adamlardır. sikinde olmaz hiç kimse. bindiğim otobüsün şoförü de öyleydi. "paran yoksa siktir git birader!" dememek için kendini zor tutuyor olmalıydı. "abi arkadaşım ölmüş, evden hemen çıkınca kartımı unutmuşum." yalanını devreye soktum hemen. herhangi bir duyguya sahip olan insanları çok kolay kandırabilirsiniz. içerisindeki iyilik kokan, vicdan rahatlatan taraflarına hitap etmeniz yeterli sadece. şoför bana çabuk inanmıştı. bu yüzden ikinci bir yalana gerek kalmamıştı.

sonunda terminaldeydim. hayatımın en zor kararlarından birini vermeliydim ve beş parasızdım. yoldan geçen ilk "abi artvin mi?" diyen çığırtkan dayıya "abi annemler zor durumda, param yok. artvine gitmem gerekiyor." diyebilirdim. kendisi de artvinlidir illa ki. artvine dair hiçbir şey bilmem ama siron denilen bir şeyin varlığından haberdardım. bir de soran olursa artvinin keraneleri meşhur derdim. kafa yapımız uyuyorsa illa ki sohbet ede ede bir yerlere giderdik.

konu artvin değildi aslında. çorum'a gitmekte olan bir otobüse de binebilirdim, paris'e gidene de. gittiğim yerin ne kadar uzakta olduğunun hiçbir önemi yoktu. canım sıkılıyordu, param yoktu ve gitmek istiyordum. telefonlar, bilgisayarlar ve geri gelmediğimi gören insanların ne düşünecekleri sikimde de değildi zaten. insanlar bazen sadece gitmek isterler; kalanlar umrunda olmadan. bir insan geride kalanları düşünüyorsa eğer, hiçbir zaman gidemez.

zaten eve biraz sonra geri dönecektim. dediğim gibi, işim vardı. sadece işim biraz uzayabilirdi. olur bazen böyle şeyler. insan hayatına karşı savaş açtıysa ve ölmek istemiyorsa, iş biraz uzayabilir. hatta bir iş, ömür boyu bile sürebilir. kimse bilemez.

içeri girer girmez ilk adam, ilk orospu çocuğu "ankaraya gitmek ister misin?" diye sordu. kafamı hayır anlamında salladım. ikinci adam, ikinci orospu çocuğu. aynı cümle, aynı kafa sallayışı. üçüncü adam, üçüncü orospu çocuğu. ve en sonunda dördüncüsü, dördüncü güzel adam. "cehennemin dibine yolculuğumuz var" diyordu. cehennemi oldukça merak ediyordum. "ücretsiz" diye ekledi üstüne. "güzel" dedim, "hadi gidelim."

o saatten sonrasını hatırlamıyordum. başımın arka tarafı ağrıyordu sadece. gözlerimi aşti'de açmıştım. cehennemin dibi, güzel yerdi. tanrı bir hata yapmış olmalıydı. ya da cehennem bile beni kabul etmiyordu. hangisi doğru bilmiyorum, hiçbir şey hatırlamıyordum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…