doğum günüme 2 kala


havanın sıcaklığından bunaldım. yağmur yağdı, daha da nefret ettim. ne istediğimi kendimden daha iyi bilmiyorum. ne istediğime dair bir sik bildiğim yok. az sonra güneş açmayacak zaman çok ileriye gittiği için. zaman çok ileriye gitti, kafasına altı kurşun sıktım! sinirimi bozarsa eğer biyolojimi bile gözümü korkmadan kurşuna boğarım, saatini unutur. gözlerimde kalmayan yaş damlalar uykumu kaçırıyor yeniden. ve bir piyano sesi... günaydın.

birinin beni yazmasını, beni anlatmasını istiyordum. belki de küfürler doldurmasını, içerdiği kelimelerin hiçbir önemi yok. bir yazının beni bana hatırlatmasını istiyordum, fazla şey değil. bir yazı beni tekrar ben yapabilir mi? hangi ben?

doğum gününlerinde maddi hediyelerle kendini tatmin edenleri hiçbir zaman anlamadım. 2 ay önceydi, 2 gün sonrasıydı bundan. 2 ay boyunca insanlara doğum günümü hatırlattım ve iki aydır o kadar çok şey yazdım ki kendimi unuttuğuma dair. ben her şeyi kafamda kuruyor, kafamda yönetiyor ve insanlara bunu anlatırken sadece benim anlayabileceğim kelimeler seçiyorum belki de. kim bilir. ben her okuduğumda "evet, anlıyorum. tam olarak bunu istediğimi yansıtmışım." desem de kimsenin beni anlamaması bunu gösteriyor en azından.

bilmiyorum. hiçbir sikim bilmiyorum ve bilmemek, belirsizlikten daha fazla öldürüyor. bir şeyler belirsizlikteyse eğer, en azından bilinen bazı şeyler vardır. beni önce uykusuzluk, sonra bilgisizlik öldürüyor. ve her zamankinden daha fazla aids ile ölmek isteyen beynim durgunlaşıyor bir zaman sonra. tam mutluluğu yakalamış etrafıma gülerken sekizinci karakterim, mutsuz olan, yedincisi, devreye giriyor. unutuyorum neden güldüğümü, neden gülmediğime dair yüzlerce düşünceyle. sahi, gülmek nasıl bir eylemdi? devrimci miydi?

bir kadına yazmak istiyorum ve bir kadına yazıyorum da sahiden. bir kadın vardı bak şimdi, diğer karakterimleyim adını unuttum. bir kadından nefret ediyorum şimdi ve dakikalar sonra geçecek. tekrar seveceğim.

bir kadına bana neden tahammül edemeyeceğini açıkladığımda dinleyememiş terk edip gitmişti. zaten ben ne zaman birilerine kendi karamsarlığımdan bahsettiysem terk edildim. bu kadar çok şeyi aynı anda düşünmek, konuşurken daha fazla anlatmaya yol açıyor. ve ben ne zaman kendimi anlatsam birilerini kaybediyorum. benden bahsetmesek de senden bahsetsek biraz!

ya da siktir etsek olric... siktir etsek sebastian... bir araya gelsek bugüne kadar yaratılmış tüm hayali karakterler, bir kaç bira içip dertleşsek olur mu? her seferinde başkalarının cümlelerine alet olsak da, her seferinde cümlelerimiz kullanılsa da; bizi bir tek biz anlıyoruz. ve biz bir araya gelip sarhoş olsak, tanrıyı bile ağlatırız.

az önce mutluydum, sekizinci karakterim. şimdi mutsuz ve dargın, yedinci yani. bir kadına neden beni terk etmesi gerektiğini anlatıyordum. ya da neydi? tahammül edemeyeceğini. bir kadın dakikalar önce mutluyken ve hayatın en tatlı erkeğiyle konuşuyorken; dakikalar sonra mutsuz ve hayatın en sikten karakteriyle konuşmamalı.

ne bileyim işte. böyle, biraz da şöyle. azıcık ucundan kırptım ya anlatacaklarımın, olsun. yarın da devam edebiliriz. 22 sene önce, 2 gün sonra da. mutsuzlukla lanetli kimseleriz şunun şurasında, zamanın lafı mı olur?

Yorumlar

  1. Dün görmem lazımdı bu yazını :)
    Geçmişte olsa doğum günün kutlu olsun :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.