Ana içeriğe atla

dün doğduk, bugün ölebiliriz.

tekrar doğdum. tekrar ölmem için hiçbir sebep kalmadı. kim bilir kaçıncı oldu bu kendimi öldürdüğüm. ve kim bilir kaç defa daha öldüreceğim. "haklısın" demeyi öğrenemedim bir türlü. bir tartışma varsa susmayı ve "iyi, şimdi defol." deyip ortalıkta görünmemeyi öğrenemedim. ama az kaldı. az sonra, gördüğüm her şeye "iyi, şimdi defol." diyebileceğim. yalnızlığın yanında susmak, çocuk oyuncağı.

hala körkütük sarhoş olma isteğim geçmedi. isteğim arttıkça yapasım azalıyor benim. bugün çok yaklaştım ölüme. gözlerimi kapatıp karşıdan karşıya geçerken, çıkmayan acı fren sesleri canımı acıttı. bir arabanın, içinden küfredermiş gibi bağıran kornası. kahrolası frenler olmasaydı daha kolay olurdu kazaya kurban gitmek. ben kendimi öldüremem; cesaretim sadece bir katile vesile olmaya yeter.

neye doluyum, neye boşaltıyorum içimi bilmiyorum. kafamı yoran şeyi bulamıyorum içimi yiyor. gözlerini kapat. küçük bir rüya. 5 dakika sonrası, tekrar hoşgeldin. günaydın. iyi geceler. sabah mı? akşam mı? kafam artık karanlığın bile ne işe yaradığını bilmiyor. beni artık karanlık bile rahatsız ediyor. aydınlıktan fazla. ben ışıkta da fazlalık hissettim kendimi, karanlıkta da. daima sen haklısın. şimdi gözlerini kapat. küçük bir rüya. 5 dakika sonrası, tekrar hoşgeldin. günaydın. iyi geceler.

fazladan ısıtılmış kahve. filtresine kadar yanmış sigara. uyuduğum koltuğun yanında arıların leşleri var, iğneleri hala kullanılmamış. yalnızlığa dair senaryolar, bir türlü bana uyarlayamadığım. zaten en büyük yalnızlık ruhsal değil, fiziksel olandır. kimsenin arayıp sormadığı, bilgisayarların çalışmadığı, kapının kilidinin dönmediği yalnızlıklar. ya da yalnızlığın en büyük olanı var mıdır bilmiyorum. fiziksel olan yalnızlık ruhu da yalnızlaştırır. ve yalnız bir ruh... gerisini sen tamamla.

büyük şatolarda sakladığım küçük hazineler. her odada farklı farklı. kalbimin odacıkları daracık, sanki bir kaç dal sigara daha yaksam ölecekmişim gibi. bir dal sigara daha yaktım şimdi, ölmek için.

bir kadın klitorisi, zevk dağarcığı kelime haznem kadar düşük. ve bir erkek pipisi, henüz evrimleşmemiş. yanlış açıdan baktığım içindir belki... insanlık ölebilen bir hastalık. azrail diye bir melek varsa eğer bilmiyor ki onu çok özledim. sevdiğim kadından fazla.

bana "odun" dediler. odun oldum. orospu deselerdi, orospu olurdum. bana beni sevdiklerini söylediler. sevilen oldum. gideceklerini söylediler. giden oldum. babam bana "adam olamazsın" dedi. tekrar odun oldum. tekrar orospu olurdum, tekrar sevilen olurdum ve tekrar giden. belki de biri "beni sever oldun" deseydi, sever olurdum. yalnız bırakılan oldum çünkü... şimdilerde sessizler.

şimdilerde bir hayli sessiz oldum. küçük dilimi yuttum çünkü. konuştuğum her cümleyi unuttum ve baştan oldu. dün doğum günüm vardı. tekrar doğdum. tekrar ölmem için hiçbir sebep kalmadı. kim bilir kaçın... sil baştan.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…