okusalar bilirlerdi.

küçük bir şey bile ağlayabilmeme yetiyor. ağlayabildiğim için değil, insan olduğumu hatırlayabilmek için ağlıyorum. insanlar lütfen, insan olduğunuzu unutmayın. insanların size kötü ve hor görülmüş davranmasına izin vermeyin. verdiğinizde ortaya ben çıkıyorum, biz oluyoruz. insan olduğumuzu hatırlamak için ağlayabiliyoruz bazen ve "neden kimse ağladığımı göremiyor?" dediğimizde daha çok çöküyoruz. sonsuz döngümüz bu bizim, çökmek.

gece koltuğumda uyuyordum. koltuklar yalnızlar için güzel uyku yerleridir. tek kişilik yatak kavramını çok ironik buluyorum bu yüzden. yataklar sadece ama sadece mutlu çiftler rahat uyusunlar diye yaratılmıştır. ne kadar hayalini kursam bile bir kadın ile aynı yatakta uyuyamayacağımı biliyorum. bazen canım sıkılır, yerde uyurum üzerime ya da altıma hiçbir şey koymadan. bazen canım bir daha sıkılır uyumam. rahatsız insanım çünkü ben. uyuyabilmem için bir şeylerin bana batması gerekiyor. her an tetikte olmalıyım. tıp bile buna "ben uyumam, sadece gözlerimi dinlendiririm." diyor.

gecenin bir vakti sigaramı izlerken neden her yeri yakmadığımı düşündüm. daha önce tütünü elbiselerime düşürdüğüm için yaktığım elbiselerim olmuştu. neden kendimi de yakmamıştım ki? önce kötü bir koku duyardı komşular, dışarı çıkarlardı ne oluyor diye. ölürken çığlık atmamayı test ederdim sanırım. dışarıdan bakan kimse insan olduğumu anlayamazdı. yangın çıktı diye aranmış itfaiye ekibi eve geldiğinde fark ederlerdi bir insanın yandığını. tabii, ev hala yerinde duruyor olursa.

arkadaşlarımla sahile gitmeye karar vermedim. onlar beni de çağırdı ama kendi kendilerine gitmelerini daha uygun buldum. ben sahil ya da havuz sevmem, sevseydim her gün yağmur yağsın isterdim. biraz düşünüp kendimi sahil kenarında yürürken hayal ettim ve durdum. hayalim yarıda kesildi ve bir düşünce yumağı: "yürürken bile düşünceleriyle acı çeken bir insansın. sahil seni ne kadar durgunlaştırabilir?"

biliyorum arkadaşlarımın da benim iyiliğimi istediklerini. zaten son olarak kalan 3-5 tane arkadaşımın bir araya gelerek mutluluk oyunları oynaması beni çok mutlu ederdi mesela. ben yalnızlığımla dert yanarken, düşüncelere dalmışken onların manzarasını arkaplan yapabilirdim. bugün "şu an ne olsa seni mutlu ederdi mesela?" dediler mesela tekrardan. uzun uzun düşünüyormuş gibi davranıp "hiçbir şey" dedim. beni neyin mutlu edeceğini bilseydim peşinden giderdim ama sorun o değil. bunu bana söyleyen insanlar bir şeyi unutuyorlar; ben mutlu olmak istiyor muyum?

kendimi öyle bir saldım ki, beni sikmek isteseniz götümü döner ve öylece beklerim. eşofmanımı indirmek ve tüm vücudumu ağdalamak size ait, müesseseden değil. ev arkadaşım "oğlum tamam biz de kötüyüz ama, gösteriyor muyuz?" dedi. beynimde kendimi gülerken gösterdiğim yüzlerce anım depreşti sonradan. yıllarca acı çekmediğimi, mutlu olduğumu gösterdim gerçek hayatta tanıdığım tüm insanlara. elimdekileri topluyorum, yuvarladığımızda sıfır ediyorlar.

ne bileyim. yazmak bile sıkıcılaştı benim için ki bu yüzden yazdıklarımı edebi metine vurmuyorum. belki de burayı birileri, en azından gerçek hayatta sahip olduğum arkadaşlarım okusaydı, benim için yapılabilecek şeyin ne olduğunu bilebilirlerdi. ama haklılar da, benim de ben gibi bir arkadaşım olsaydı yazdıklarını okumazdım. bu kadar karamsarlıktan herkes sıkılır.

benim için yapabileceğiniz en iyi şey, önce yeni aldığım drum tütününü sigaraya sarmak, sonra da ateşleyip üzerime atmak olabilir. ölürken bile sigara dumanının kokusunu içime çekmek istiyorum. bağımlılıktan değil bu, can sıkıntısından.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız