Ana içeriğe atla

saçmalattirik: saçmalamanın başlığı olmayabilir.

bu üçüncü kahvem. beşincisinde kalbim overdose olup çarpmaya başlayacak. yaşamayı tadacağım. sonra altıncısına geçtiğimde daha hızlı çarpacak. yedincisinde overdose fazla gelecek, belki kalp krizi geçirebilirim. kafein bunu yapar, gerisini düşünmez. son defa eroin almaya karar vermiş adamın son vuruşunda yüksek doz ile ölmesi gibi. hayat müşterek değildir arkadaşlar. sadece kendin yaşarsın. sadece sen ölürsün. geriye sadece "iyi insandı! hakkım helal olsun" kalır.

nefret ile büyümüş, daima yarışmaya tabi kalmış insanlarız biz. sevişirken bile kimin daha iyi sevişeceğini, severken bile kimin daha iyi seveceğini, ölürken bile kimin daha iyi öleceğini tartışıp durduk bugüne dek. komşuların bahçeleri daima yeşildi, bizim bahçemiz yoktu. komşunun evladı daima bizden zekiydi. bilirsiniz bu duyguyu. hiçbir şeyi bize yakıştırmıyorlar ama; en güzel ölüm bizim olacak, göreceksiniz. arkamızdan "öldü, ama çok güzel öldü." diyecekler. yarışmanın sonunu biz kazanacağız.

hava esmiyor, sıcak oksijeni tüketiyor adeta. geri kalan karbondioksit'in tek oksijenini nefes diye içimize çekip karbonmonoksit'e çeviriyoruz. sigarayla seviyesini arttırdığımız karbonmonoksitin damarlarımıza yayılmasına, karar verme yetkimizi kısıtlamasına izin veriyoruz. bu yüzden ki verdiğimiz hiçbir karar doğru olmuyor. ve bunu bildiklerine rağmen önümüze seçenekler sunmaya devam ediyorlar. çok fazla insan demek, kullanılabilecek oksijen miktarının azalması demek. ve hepimizin ölmesini istiyorum! içi yaşama zevkiyle dolu insanların oksijenlerini boşa harcıyoruz.

boş bir mekanda çalıştırılmış sebepsiz kahve makinesi. içi boşaltılmış, fişten çıkarılmamış buz dolapları. yenilmemiş binlerce yemek, kullanılamayan yüzlerce duygu. izin verirseniz eğer hepsinden nefret etmek istiyorum. izin vermediğiniz halde hepinizden nefret ettim; benden nefret eder misiniz lütfen? arkadaşlığımız bunu hak ediyor olmalı! çünkü bizim arkadaşlığımız daha fazlası; sizi dinlemem ve kendimi anlattığımda gitmeniz üzerine kurulu. ben sizden gidemiyorum arkadaşlar, götüm yemiyor. ama siz, benden gitmeyi çok iyi biliyorsunuz ve bu beni acıtıyor. gidiniz lütfen. daha fazla acıya muhtacım.

dağılmış insan psikolojisi. anlaşılmamış nöbetler. freud yaşasaydı sikimde olmazdı. kurduğu tüm kuramları götüne sokardı belki; zira hepsi yanlış. bu yüzden ki zaten yazdığı kitapları okumam. kendisi hakkında hiçbir şey bilmediğim insanların arkasından çok güzel konuşurum. freud olsaydı anasını domaltıp sikmezdim, çıplak kalsa yeridir. annesi intihar etmiş bir freud'un düşüncelerini merak ediyorum; anlatması zor değildir umarım.

küçükken yaptığımız kuş vurmalık sapanları bir bir toplayan eros hiçbir şeyi düşünmüyor olmalı. kısa filmler güzeldir; eline ok verilmiş eros birbiriyle karşılaşan her insanı birbirlerine aşık eder. doğru insanı sen mi bulacaksın, yoksa ben mi göstereyim? insan olması yeterli değil mi?

bu gürültü başımı ağrıtıyor ama hoşuma da gidiyor. biraz daha arttırdım sesi bu yüzden. birbirinden haberi olmayan yüzlerce insan, aynı kafede, farklı şeyler hakkında sohbet ederken bir türlü kaşık ve çatal seslerini senkronize edememişler. aynı kaşık ve çatalları farklı tabaklara vurursanız eğer güzel bir müzikal enstrüman yapabilir misiniz? peki piyanoyla birleştirirseniz? en son "keman ve piyano çalabiliyorum" diyen kadın "seni bekliyorum, gel." demişti. onun başkasına gidişi çok efsaneydi. hiç haber vermemişti. belki de benden başka kaç kişiyi bekliyordu, kim bilir?

bugünde düğün vardı. birileri mutluluk yuvalarına girmek için bayramın bitmesini bekliyor olmalıydı. bugünde yaptığım tek eylem evde uzanmak oldu arkadaşlar. bugün de "bize gel, takılalım" deseniz gelmeyeceğimi biliyorum. her şey üzerime geliyordu, dört duvar arasına sıkıştırılmış küçüklük dertleri, büyümüşler. şimdi siktirip gidin, onlarla yalnız kalmak istiyorum. anlatacaklarım bu kadardı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…