Ana içeriğe atla

yalan tanrısı.

kolkola vererek ölüme koşmak isteyen insanlar diyarı. 20 kişilik bir ordu. el ele tutuşmular ama yalnızlar. yirmi kişilik yalnızlık, ne eksik ne fazlası. yirmi kişilik bir ölüm. haberlere "yirmi kişinin neden öldüğü belirlendi" başlığıyla konu olmak için güzel bir gün. merhaba, hayatın yine eksikliğini çekenlere seslendiğim gün, sana da merhaba.

değişik hikayeler ve değişik betimlemeler. gidemeyeceğimi ve ölemeyeceğimi anladığımda her şey çok değişti benim için. bu yüzden kendimi bıraktım. ruhsuz veya beyinsizmiş gibi davranabiliyorum, en güzel özelliğimde bu. tüm kararı vücuduma bırakıp neler yapabileceğini keşfetmek istedim, uykunun değişik bir sürümü. yaşamıyorsun ama ölmüyorsun da.

en son çektiğim bir aşk acısı vardı yaşamak isteyip de yaşadığım. yazmadıkça onu da unuttum zaten. ben her şeyi unuturum yazmazsam eğer. beyin yapım böyle. her şeyi düşünen tanrının benim hakkımda hayırlı olarak gördüğü tek şey bu olmalıydı. unutmasaydım eğer bambaşka bir yerde olurdum. guatemala gibi. "48 arkadaşını öldürüp yıllardır karnını onlarla doyuran yamyam yakalandı! pis cani, pişman olmadığını söyledi."

yazmaya da böyle başladım, yaşamak istediklerimi unutmamak için. kendimden o kadar parçayı yazmadım ki zamanla, geriye sadece depresifliklerim kaldı. öyle ki, hiç yaşamadığım hikayeler uydursam kafamdan inanır, yaşamış gibi yaparım. çok da güzel yalan yaşarım bu yüzden. yalanı yaşamak ile söylemek arasında fark var.

mitoloji'de yalan söyleyen son tanrı'ya "odunluzıkkım" derler. kitaplarda bulamazsın çünkü hala yaşıyor, yazılmadı.

her neyse.

kitabın yüzüne bakasım gelmedi. saygısızlık olsun diye duvara fırlattım. yatağımda daha güzel durabilirdi aslında. masumiyetini kaybetmiş çıplak bir kadın gibi, "bana gel!" diyerek gözlerime bakan bir kadın gibi durabilirdi hatta. siktir edip koltuğuma oturdum ve bir hiççesine dışarıyı izledim. kitap değil de miranda kerr gelseydi sikimde olmazdı o an. ya da en aşık olduğum kadın. hiçbir şeyi değiştiremezdi.

- bu kısımdan sonrası yazılmadı çünkü yazarın canı istemiyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…