Ana içeriğe atla

ağlama melis.

ağlama melis. ağlayacağın çok vakit olacak. birini seveceksin, biri gidecek, belki hiç beklemediğin yerden gelecekler üzerine. ama sen ağlama melis; o kadar çok ağlayabileceğin vakit olacak ki, kendi kendine düşünürken "vay be!" diyeceksin. "bu muydu yani? öldük mü şimdi?"
kolay değil odun. ağlamamak hiç kolay değil. pes etmek, çaresizlik falan hikaye. en çok ameliyatlı yerine vurduklarında acıyor insanın canı. o kadar çok yanıyor ki canım, en çok sol tarafı hem de. en çok vurdukları yerim. henüz gelmemiş geleceğin intikamı şimdiden çıkıyor sanki. anlatamıyorum odun, anlatsam da karmaşık kelimeler çıkıyor herkesin karşısına. sen bile anlamıyorsun, sahi ya! sen kimsin?
ben kim miyim? ben senim, yani geleceğin. bak melis, beni tanımıyorsun. bak kendim bile tanımıyor. beni tanıman ya da tanımaman hiç fark etmez ya da seni anlayıp anlamamam. etrafında gördüğün yüzlerce yalancı suratın temsiliyim ben. her seferinde "neden mutlu olmuyorsun melis?" diye sorguya çeken kişiyim; sanki mutlu olup olmamak umrundaymış gibi. sanki mutluluğun benim umrumdaymış gibi.

her şeyini biliyorum. yaptığın yapmak istediğin her şeyi. kendini çok mutsuz hissettiğinde köşeye çekilip eline aldığın makasla, en çok değer verdiğin şeyi, saçını kestiğini biliyorum... kendini çok mutlu hissettiğinde yine köşeye çekilip, içindeki mutluluğu bastırarak mutsuzluğa taptığını bile biliyorum.
"sen kimsin odun?"
"bu çok mu önemli?"
değil. ama kurduğun cümlelerin benim hayatımda hiçbir geçerliliği yok. nasıl bir insan olduğunu, nasıl bir insan olmak istediğini çok rahat görebiliyorum. kendini bir şey biliyor mu zannediyorsun odun? hiçbir şey bildiğin yok. hakkımda atıp tuttuğun mutluluk ve mutsuzluk travmalarında kendini anlatmaktan başka hiçbir şey yapmıyorsun. sen dedin "sen, ben değilsin" diye. ve yine sen beni sen yerine koydun. neren düzgün, neren eğri; seni tanımak bile istemiyorken beni bu kadar anlamanı istemiyorum. siktirip gidersen mutlu olacağım odun.
beni tanıyor olmana sevindim kendim. yani melis. ya da her kimsen. güzel bir bilinçaltıyla yaptığın sohbetin değerini hiçbir zaman bilemeyecek insanlar. kendisiyle konuşan insanlara deli gözüyle bakanlardan nefret ettim bu yüzden. etrafına bir bak melis, kendinden başkasını görebiliyor musun seni anlayabilecek? etrafına daha dikkatli bak, perdelerini kaldır. etrafı izle, daha da dikkatli. şimdi hepsini siktir et ve devam et, yargıla beni. seninle yaptığım düşüncesel kavgaya daha fazla tanık olmak istemiyorum. seni anlayabilecek her insanı reddettiğin, kendinden uzaklaştırdığın için bu kadar yalnız ve acınası durumdasın. ve bu durumdan şikayetçi olduğunu hiç zannetmiyorum.
"değilim."
"biliyorum."

şimdi gidebilirim. şimdi gidebilir ve bir daha hiç açılmayacak olan bir yazının kaybolmuş, unutulmuş karakteri olabilirsin. sen kimsin bilmiyorum melis. ve ben kimim, bilmiyorsun.

bu yazıyı neden yazdım ve konu buraya nasıl geldi amına koyayım ya? hiçbir sikim anlamadım ben.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…