alkol saçmalığı.

bağırışlar. çığırışlar. gülüşlere gömülmüş sancıların görülmeyen halleri. her şeyi görmek canımı acıtıyor. herkesin ağladığı halde gülmek zorundaymış gibi göstermesine artık dayanamıyorum. kafam bir hayli yorgun, fiziksel olarak yokluğa şahit olmuş gibiyim. soyutluğu, insanların arasında yok sayıldığım anlardan başka zamanlarda tadamadım zaten. canım arada sırada sıkılır, tüm gülünç ortamların arasında soyutlamaya çalışırım kendimi. en son, kurtalan ekspres'in dangır dangır çaldığı bir ortamda köşeme çekilmiş ve orada yokmuş gibi davranmıştım. hoşuma da gitmişti ama insanlara da küfür etmiştim. biz insanlar... ne bileyim işte. acılarımız yokmuş gibi davranmayı çok seviyoruz.

değişik şeyler hayal ettim. kim görse değişik derdi en azından, benim için normal sayılabilirdi. karşımda oturan arkadaşımı delik deşik edip tüm yaralarını kurcalasaydım, kalbindeki yaralarla yüzyüze gelebilirdi belki. ne bileyim. belki de birilerine acı dolu olduklarını hatırlatmak için, yara bere dolu kalplerini çıkarıp ellerine vermek gerekiyordur. bunu hiçbir zaman bilemeyecek olmak bile canımı acıtıyor. canım o kadar kırılgan hale geldi ki, her şeyin canımı acıtabilitesi var. doktorlar buna "psikolojik hastalık" diyorlardı. ben daha çok "biri benimle ilgilensin. yaralarımın pansumana ihtiyacı var." diye tanımlıyordum.

o kadar çok kahkaha duydum ki, artık kendimi balkona atmak ve hiçbir şeyi duymamak istiyorum. gerçekten kahkaha atabilen insanlara karşı duyduğum bir garezim var, hepsini tek tek öldürebilirim. hatta öldürdükten sonra amlarına veya götlerine süpürge sopası sokabilir, geçmişten ismini yaşatmak istediğim bir seri katile saygı duruşunda bile durabilirim. ama yapmıyorum. çünkü yalandan kahkahalar atmanın kurbanı olmuşum ve insanlar arasında ben de gülebiliyorum.

harry potter masallarına inanmaya, içlerine girmeye ve etraftaki en acılı insanı bulup ruhunu emmeye ihtiyacım var. birilerinin bana dert dolu anılarını anlatmasına ve "vay be! ne kadar da dertsizim." diyerek karşımdaki insana acımaya ihtiyacım var. geri kalan her insan gibi anlayacağınız.

geri kalan her insandan pek bir farkım yok. sadece ben, geri kalan her insan gibi yalandan atılmış kahkahalara inanmak yerine, kahkahaların ardına kadar inerek acıları buluyorum. zaten ruh emiciler de öyle değil miydi? yani, en derine inerek -çocukluğunda bile olsa- acıları emmiyor muydu? ben çocukken annem ya da babam ölseydi, bu sorunumu şimdiki alkol masalarına rende eder mezeye katardım mesela. zaten alkolu zevkli yapan şey de mezesi değil miydi? bilmiyorum, belki de değildir. belki de yaşayamamanın verdiği vazifeye dayanarak, alkole dair her şeyin güzel olduğuna inanıyorumdur. bunu bilemeyiz.

yazsam mı? yayınlasam mı? bilemiyorum. belki de yazdığım her şeyi kendime saklamalı ve kimseye okutmamalıyım. belki de hayat, aslında sadece kendi başına, kendi alkolünle, kendi sigaranla ve her şeyi kendinle yaptığında güzeldir. benim için her şeyde bir eksiklik var ve her eksikliğin içinde sadece ben fazlalığım. ben çok fazlayım. aydınlığın olduğu yerde, karanlığın oldu yerde, her yerde belki de çok fazlayım. ama en çok canımı, eksikliğin olduğu yerde fazlalık olarak görmek geliyor kendimi. hala bir eksiklik var, hala insanlar gülüyor, hala gülüyorum. ama hala anlayamadığım, neden ben de gülüyorum? neden içimdeki yaraları bir türlü dışarı vuramıyor ve insanlara anlatamıyorum? şimdiye kadar sarhoş olmam ve "oğlum, siz mutlu olun... ben içimdeki her şeyi bir kenara bırakabilir ve tatminliği üretirim." demem gerekiyordu.

hala sarhoş olamadım. yani anlayacağınız, sarhoş olamamanın bana verdiği yetkiye dayanarak bu yazıyı paylaşmamam gerekiyor.

ama neden paylaşıyorum? bilmiyorum.
belki de tek bir satırı anlayabilirsiniz,
belki de tek bir satırda kendinizi bulabilirsiniz diye.

belki de yazdıklarımda kendinizi bulduğunuzu dile getirseniz, belki de "artık anlatma! kendimle bu kadar yüzleşmek bana acı veriyor." deseniz yerimde durur ve "olur. çay koyalım. sevişelim o zaman." derim. ama susuyorsunuz. sustuklarınızdan anladığım kadarıyla hala yüzleşemediğiniz, hala kavganızı veremediğiniz şeyler var.

şerefinize içiyorum saygıdeğer kaybedenler.
yani, her mutlu anda bile kendini mutsuz hissedenler.
kalabalıkta, kendini yalnızlığa bırakmayı bilenler.
hepinize içiyorum. şerefinize içiyorum.
şerefe.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız