Ana içeriğe atla

artı on sekiz: bir şeyler ek sik.

her şey bir eksik, herkes biraz eksik. bakıyorum, her şeyim biraz eksik. sen bilir misin "her şey" dediğin şeyin eksik olması ne demek? ben bilmem. ama sanki bir şeyler eksik. anne rahminden yeni çıkmış cinsiyetsiz bebeklerin çığlığı eksik mesela, ölü doğanlar cumhuriyetinde yapılmış kürtajların haddinden sorumluyum. ben bir cehennem meleği değilim ama sanki içimde edebi açıdan bir kalp eksik; duygusuzluk, hissizlik, inançsızlık. tam olarak, tamamımdan bir şeyler eksik.

şiirler ne kadar kısa olursa o kadar akılda kalıcı olurlar. paragrafları ne kadar uzun tutarsan etkisi o kadar az olur. ayaklarım artık sadece ruhsal değil; fiziksel olarak da yorgun. ruhuma kadar uzanan kollarımın kıpırdamaya hali yok. çok kişiyi öldürdüm. pis kokan, dengesiz beslenmiş spermler arasında belki de yüzlerce genç beyni öldürmüşümdür. seksin bir cinayet olduğunu ilk duyduğumda reddettim. doğmamış o kadar çocuğun babasını tanıyorum ki; dışarıya çıkıp bağırasım geliyor, "bütün eller katildir!"

sivrisineklerin iğneleri olmasaydı, amaçsızca uçup giderlerdi. zaten sivrisineklerin iğneleri olmasaydı, sanırım başındaki "sivri" atılır ve milyonlarca sinek gibi, piç gibi "sinek" adında bırakılırdı. her doğan kelebeğin bir amaç uğruna doğduğuna inanan bir kabile tanımıyorum; ama kelebeklerin üç beş günlük hayatının var olmasına en iyi sebep gibi duruyor. ben bir kabile olsaydım kendi kutsalımı kelebek olarak seçerdim. üç beş günlük hayatımız varsa, doğan her kelebek gibi ölmeliyiz. özgürce uçarak ya da kendimizden daha güçlü hayvanların ellerinde sıkışarak.

beyinsel olarak sikişen insanlar tanıyorum. bir beyni kaç beyinle sikiştirirsen sikiştir, üremeyeceğine dair kanıtlarım var. zaten sikişen bir beynin, düşüncelerine ne kadar vakit ayıracağını bilmiyorum. en son güzel bir kadınla sohbet ederken "ben artık aşkların değil, tek gecelik sikişlerin adamıyım." demişti. yanlış hatırlamıyorum, adam yalnız öldü. ölürken eli sikindeymiş. adamın "tek gecelik sikiş" dediği olay aslında beyinde gerçekleşmiş. düşüncelerin zevkine dayanamayan beyin patlayıvermiş. kimse şahit olamamış buna. cesedin bulunamadığını, adamın çok düşünmekten, başka bir hayata geçtiğini söylüyorlar.

düşünebiliyor musun? ağır dozda beyin seksi. yani, neresinden bakarsan mantıksız. sadece overdose yaparak ölmek isteyenlerin anlayabileceği bir şey.

düşünebiliyor musun? o kadar çok şey yazıyorsun falan. yani, neresinden bakarsan mantıksız. sadece yazanın anlayabileceği ve anlatabileceği bir şey. sormadığın sürece, hangi cümlenin ne anlama geldiğini anlamayacaksın. mesela ben bir bakkal tanıyorum, adam o kadar çok çaresiz kalmış ki kalbini satmış. bir kasabın kendi bacağını parçalayıp koyunlarına hediye ettiğine bile şahit oldum. bir adamı o kadar çok anlamamışlardı ki kelimelerini ve cümlelerini satılığa çıkardığını duydum, adına kitap diyorlarmış.

yani, düşünebiliyor musun? düşünebiliyorsun ki okuyorsun. ama düşünemeyenleri bir düşün. bu yazıyı sadece bir yazıymış gibi okuyup "amaaağn ne anlatmış yine bu?" diyenleri bir düşün. ben o kadar çok adam tanıyorum ki arkamdan "abi karı kız düşürmek için yazı yazıyor." diyorlarmış.

bilmiyorum. beynimi satılığa çıkarasım, hatta üzerine para verip birilerine satasım var. görsünler, anlasınlar aslında ağzından bir çok sikiş ve sokuş çıkartan bu adamı, aslında hiçbir seksin rahatlatmayacağını. bir de "memeler" ekleyeceğim bu yazının sonuna, belki daha iyi anlarsınız.

bir kadın vardı. jartiyerlerin siyah haricinde bir rengi olduğunu bilmiyordum, ilk defa onda gördüm. mini eteğiyle orospuluk yapıyordu, beyni çalışan tüm insanlar gibi. orospuları seviyordum, daha önce onlar kadar samimi insanlar görmemiştim çünkü. ben de bir orospu tanıyordum, arkadaşları ona "odun" diyordu; yani bana çok şey çağırıştırıyordu orospuluk. kadının memeleri çok güzeldi. sikimi aralarına sokup dünyanın en tatlı ve en tatmin edilmiş erkeği olmak istiyordum. belki de sonra ağzına alabilir ve ikinci bir mutluluk yaşayabilirdim.

çünkü biz erkekler basit varlıklarız. yemeğimiz ve sigaramız bir kenara; sahip olduğunuz sik yalama yeteneklerinden bir parça tattırırsanız dünyanın en mutlu insanları olabiliriz. ve ben bu kadında, diğer tüm insanlarda gördüğüm gibi, büyük bir sik yalama yeteneği olduğunu düşünüyordum.

gözlerimi kapatıp tekrar açtım. kadının yanından geçtim. sanırım bir daha görüşmeyecektik. gözlerine bakıyordum. gözleri başka yerde, başkasını arıyordu. başka bir kadın gördüm bu sefer yolda. mini eteğiyle orospuluk yapıyordu, beyni çalışan tüm insanlar gibi. orospuları seviyordum. daha önce onlar kadar samimi... sil baştan.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…