coffee house ve otobüs durakları.

kesinlikle doğru. bir gün oturdum. "coffee house" diye, daha önce adını çok fazla duyduğum, hatta binlerce kez gittiğim ve canım her sıkıldığında gideceğim kafeye oturdum. bazen canım sıkılır, intihar ederim. bazen canım sıkılır mesela, aşık olurum. bugün canım sıkıldı, coffee house'a gittim. son zamanlarda canım o kadar çok sıkılıyor ki bolca çay içiyorum. canım sıkılmadığı sürelerde de düşünürüm.

güzel tasarımlı mekanlar her zaman hoşuma gitmiştir. her güzel tasarım da bana farklı şeyleri anlatmıştır. tuvaletin önünde duran otobüs durağı bana alışveriş merkezlerini hatırlattı mesela. bir defasında, hiç tanımadığım bir kadın için tuvaletin önünde beklemiştim, oturacak yer yoktu. beklediğim kadın içeriden hiç çıkmadı, belki çıkar diye saatlerce bekledim yine de. bir kadının hiç olmadığının farkındaydım ama beni ilgilendiren tarafı o değildi. belki de kadınlar tuvaletinde intihar etmiştir. intihar etmişse bile, bir karmaşa yaratıp içeriye girmeli ve kulaklarına "saçmalama ulan mal, kadınlar tuvaletinde intihar mı edilir? seni bekleyen adam gururunu ayaklar altına alıp içeri nasıl girsin? öl, pislik seni." demeliydim. bu yüzden tuvaletin önüne koydukları otobüs durağı çok güzel olmuş. yani doğru açıdan bakarsan her insan binilmeyi bekleyen otobüsler gibidir. nereden bilebilirsin ki önünden, bir gün "işte ben bu insana ömür boyu binmek istiyorum. hayatında yük olmak ama yine de onunla olmak istiyorum." diyebileceğin bir insan geçmeyeceğini?

"bakma bana" dedim karşımda oturan kadına. "yanlış anlayacaklar." otobüs durağından uzaklara koyulmuş bir otobüsün içerisindeydik. masanın üzerinde, sonradan koyulmuş bir gaz lambası vardı. gaz lambaları çok değişmiş, içerisine mumlar koymuşlar artık. üzerine yeterince düşündüğünüzde bir gaz lambası olduğunu hayal edebiliyorsunuz yine de.

karşımda oturan kadın, bana bakmıyordu artık. başka bir kadın, kırmızı t-shirt'lü, içeriye girmişti. nedenini bilmiyorum, dışarıdaki tüm insanlar ona "garson!" diye bağırıyordu. ismi "garson" olabilirdi ama bir anne neden kızına "kızım, senin adın garson olsun." desin ki? ben bir kızım olsaydı adını begüm koyardım mesela. ya da gizem. ya da bilmiyorum, benim kızım isimsiz olsun ki kalbini yaktığı erkekler asla ismini nefretle hatırlayamasın.

isminin "garson" olduğunu düşündüğüm kadın, elinde çay bardağını tutarak "başka bir isteğiniz var mı efendim?" dedi. efendim mi? "ne efendimi lanet kadın. yaşın nereden baksan 20, ben 22 yaşımdayım. bana odun de, daha samimi." diye bağırasım geldi. bu yüzden "efendim mi? ne efendimi? nereden baksan oradan yaşıtız. bana odun de, daha samimi" dedim. sanırım karşıma otursa ve kendime neden odun dedirtmemem gerektiğini anlatsa saatlerce dinleyebilirdim. günlerce de olabilir. belki de gülümsemesi "odun diye isim mi olur? gerizekalı!" diyordur. bilmiyorum. eğer ki dışa vurup bunu deseydi "senin adın garson oluyor da bana odun diyemiyorlar mı?" derdim. onda şaşmak sessizliğe ve gülümsemeye yol açıyordu sanırım. "ama bize böyle öğrettiler." dedi. lanet olası eğitmenler, hep yanlış şeyleri öğretiyorlar. ben ismi "garson" olan birinin bana hep "odun" demesini isterdim çünkü.

sana "garson" diye hitap edenlere "efendim" demek, kendine yaptığın bir hakaret sayılmaz mı? sayılır. ben de bu tepkimi dile getirmek için tekrardan "bana odun de, arkadaşlarım kısaca odun derler." dedim. "tamam o zaman, tanıştığıma memnun oldum." dedi. çıkarken kapıyı kapatmasını rica edecektim fakat otobüslerin kapıları otomatiktir. o çıktığında "ne ukala çocuk?" diye çarpacak bir kapısı yoktu en azından, yine iyiydim. "pardon, sana garson mu diyeceğiz?" diye bağırdım arkasından. "ister garson de, ister ismimi. sen bilirsin." dedi. benim kızım olsaydı ismini kesin begüm koyardım, bu yüzden begüm demeye karar verdim.

sonra çay içtim.
otobüsleri güzeldi.
coffee house'da güzeldi.
ama ne bileyim... şimdi içimde kocaman bir boşluk var. bir kafede her insana nasıl aynı isim koymuş olunabilir ki? herkese garson diyorlar. bazen ismini begüm koyduğuma bağırırken, diğer garson isimlilerin bakmasından korktuğum oluyor. gereksiz korkuları seviyorum, güzel gerilim yaratılıyor.

ne bileyim. ama emin olmanızı istediğim bir şey var. tuvaletlerin önüne mutlaka otobüs durakları koyun. bazı insanların oralara oturmaya ve dinlenmeye, önünden geçen herkese otobüs muamelesi yapmaya ihtiyacı var. birinin bana otobüs muamelesi yapması ve tüm hayatını üzerime yüklemesi hoşuma giderdi. dünyanın türlü türlü huyu, dertli dertli insanı var. kaldırabileceğim binlerce yük var henüz keşfedemediğim. coffee house ve garsonluk, henüz keşfedebildiklerimden birisi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?