Ana içeriğe atla

doktor bey.

bu saatler benim duygusal saatlerim, kusura bakma. saat her on ikiyi geçtiğinde yeni bir hayata başlarım ve her hayat acı içinde başlar benim için. bugün de acı çekmek için çok saatimiz var sabaha kadar. güneş doğduğunda mutluluk oyunları ve sonrası aynı. gülen yüzlerime inat seviyorum geceyi. yalan söyleyen her şeye ithafen seviyorum geceyi.

bugün oturup, bir abiye, sigaranın hiç bilinmeyen yararlarını anlattım. karşıma oturdu ve çok sakince dinledi. "sigara" dediğim anda söyleyeceği ilk ve son cümleyi hazırlamıştı benim için. "sigara içmek için çok gençsiniz..." dedi ve ekledi: "su için. sigarayla birlikte, leş gibi kokuyorsunuz."

çok sakince dinledim abiyi. psikolojiden bahsetmek istedim. bir psikiyatristin karşısına geçip, bugüne kadar bildiği ve öğrendiği her şeyin yalan olduğunu ve en büyük kanıtın "ben" olduğunu göstermek istedim. bir psikiyatristi intihara sürüklemek gibi klasik işler peşinde değildim zira hayatın sadece mutluluktan oluştuğunu düşünen tüm pollyannaları intihara iteklemek zordur. ben o kadar çok dert dinledim ki, bir psikiyatriste eşitim. o kadar çok intihara davet ettim ki dinlediklerimi, "buyrun..." dedim. "yapamazsanız, ben kazanacağım."

kimseye söylemek istemedim bugün. ama adına "dahiliye bölümünden bekir bey" denilen bir doktorun, sırtıma stetoskop cihazını koyup nefesimi dinlediğinde, akciğerlerimi yitirmek üzere olduğumu söyleyeceğini tahmin edebiliyordum. sanırım emin olabilmek için röntgen istemişti. ya da yirmi iki yaşında bir insanın akciğerini bu denli kaybedilmesinin gerçek olabileceğine inanamamıştı.

hayatımda bir hastalıkla yüzleşmeyi çok istedim, aynı lisedeyken ilk seviştiğim kadının bakire olmadığı gerçeğiyle yüzleşmeyi istemem gibi. kendimi onun bakire olmadığı gerçeğine ne kadar alıştırırsam alıştırayım, yüzüme "bakire değilim" dediğinde kendimi kötü hissetmiştim. şimdi aynı korkuya sahibim. ama bu an gerçekle yüzleşmek değil, sadece ne zaman öleceğimi bilmek istiyorum. öleceksem eğer, şu kısa süre içerisine yapmak istediğim çoğu şeyi sığdıramadığım için korkuyorum.

doktor bey, bir dakika. ölmek üzere olduğumu sadece ben bilmek istiyorum ve benden başka kimseye bu gerçeğin söylenmesini istemiyorum. insanların, sırf birisi ölmek üzere olduğu için gösterdiği yalandan ilgiye muhtaç değilim. insanların bana acımasını, acıdığı için iyi davranmasını ve çok fazla sevmesini istemiyorum. hayatım şu anki gibi devam etsin istiyorum sadece ben. hiç kimsenin sikinde olmayayım ve bir şeyler bilinecekse eğer; ben öldüğümde bilinsin. başka zaman değil.

neyse, bir sigara daha yakacağım yarın kararmaktan beter hale geldiğini öğrenmek üzere olduğum akciğerimin üzerine. yarın her şey daha belirgin olacak doktor bey. yarın, ölmek üzere, görüşmemek üzere.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…