Ana içeriğe atla

gibi.

küçük bir mumun, büyük bir evi ne kadar ısıtabileceğine dair bir fikrim var. küçük bir sigara dumanı, küçük bir mumun esiri olabilir. tek bir dokunuşla yıkılan yüzlerce domino taşının, tek tek ve farklı farklı anlamları vardır aslında. yanyana dizilmiş tüm mezar taşları, akciğerlerden ağza doğru hızla koşan öksürük parçası. karaciğerlerimin bir tarafı eksik gibi hissediyorum; tıpkı sigara dumanı gibi, sahip olduğum tüm organlar vücudumun esiri. o kadar çok şey birikiyor ki yaşamımın bir tarafında, tek birine dokunsam hepsi yıkılıyor. yavaş yavaş.

hayatımın da domino taşlarından bir farkı yok. hangi paralel evrende, hangi hayatta, nerede ya da nasıl olduğumun hiçbir önemi yok. bu hayattan en ufak bir domino taşına dokunsam; diğer evrenlerde de yıkılıyormuşum gibi. kuantum fiziğinin bile açıklayamadığı tepkimeler var içimde; nasıl oluyor da diğer tüm evrenlerdeki halim üzerime yük olarak biniyor? nasıl oluyor da kendimi evren gibi, dünyayı üzerimde dönüyormuş ve omuzlarıma yük olmuş gibi hissediyorum anlamıyorum.

yanyana dizilmiş tüm mezar taşlarını düşünürken, akciğerlerden ağza doğru hızla koşan öksürük parçası bana ölümü yakınmış gibi hissettiriyor. azrail belki de yanımda oturuyor ve soyutluğuyla bilgisayarımın yan tarafına koyduğum mumu söndürmeye çalışıyordur. karaciğerlerimin bir tarafı eksik gibi hissediyorum, tıpkı ilk paragraftaki gibi. sanki bir tarafım beni öldürmeye çalışıyormuş gibi, "siktir et, ne de olsa herkes ölüyor. ölürsen kendi elinden olsun." diyor... diğer tarafımda beni hayatta tutmaya çalışan tüm arkadaşlarım gibi, "odun, ölme. sana diyebileceğim tek şey bu."

bir türlü karar veremiyorum. daha fazla konuşmak mı daha güzel, yoksa susmak mı? herkese sormak istiyorum aslında bu soruyu. ya da birinin, "yeter artık! çok konuşuyorsun!" demesini bekliyorumdur. kendi hayatımı kendim bile bilmiyorken, başkalarının cevaplarını ne kadar umursayacağım söz konusu bile olmamalı. sahip olduğum tüm organlar, vücudum esiri. ben ne dersem, onu yapıyorlar. ben bir organ olsaydım, her gün bana "bugün ne yapmak istiyorsun?" diye sorulmasını isterdim. bir dil olsaydım, her gün başka bir kadının dilinde bulmak isteyebilirdim kendimi mesela. ya da göt olsaydım, tüm dünyaya inat olsun diye sıçmayabilirdim. fakat ne dil olduğumda, ne de göt olduğumda, bana verilecek bir kaç seçenek olmadığını biliyorum. ben beyin olsaydım, düşünmemeyi isterdim mesela. düşünmemek, güzel şey olabilirdi.

çok uzun paragraflardan oluştuğunda, yazı, anlam bütünlüğünü kaybedebilir. ne kadar çok yaşıyorsan, yazılar gibi, o kadar fazla kaybolursun. o kadar çok kaybolabiliyorsun ki bazen; başkalarının hayatında, sadece onlar gördüklerinde var oluyorsun. bazen insan, geriye kalan tüm insanlar gibi, bir kişinin hayatına değerli olmayı istiyor. ama bazen insan, vazgeçiyor, tıpkı kolay pes edenler gibi. çünkü bir kişinin hayatında değerli olmak, bazen, geriye kalan onlarca insanın hayatında değersizliğe yol açabiliyor.

ben bir değer olsaydım, kimseye vermezdim mesela.
ben bir değer olsaydım, insanların bana göstermesini isterdim.
ben bir değer değilim. insan olsaydım belki, yani insan muamelesi yapılsaydı, birilerini severdim. o kadar yalnız bırakıldım ve o kadar yalnızlığa alıştım ki; ne domino taşları, ne öksürten parça, ne kaybolmuş karaciğer parçası canımı acıtıyor. hiç kimseyi sevemiyor, hiç kimseye aşık olamıyorum; imkan dahilinde olsa bile. ne bileyim. insan bazen insan olmak istiyor, her şeyi kaybettiğinde; ama, tekrar insan olamayacağını bilmek ve bunun için çabalamaması gerektiğini anlamak, zor.

gibi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…