Ana içeriğe atla

ilkellik

alkolü yasakladı. sonra intiharı. oldukça eminim, insanlık tüm yasaklardan sonra yaratıldı. sonra da insanlar fazladan yasaklar yarattı. ilk sevgi, erkeğin karnını doyurma isteğinden çıktı mesela. kadınını güçsüz bir yiyecek olarak gören erkek, dayanamadı. kendisine ayırdı. kıyamadı. sevgi başladı. erkek, kadını keşfetti; insanlık hatayı. hatalar çoğaldı. ilk eğitim, ilk üretim, ilk medeniyet, ilk anarşi...

ilk başlarda medeniyeti yasaklayan adamlara çok kızdım. taş devrindeydik, tekerliği icat etmiş ve arabamızı hareket ettirebilmiştik. "medeniyeti engellemiş orospu çocuklarına" küfür etmek, teknolojiyi seven ve modern yaşamaya çalışan her insanın yapacağı normal iştir. ilkellik dışına çıkma ilkelerini bulan adamlar, insanlığın sonuna getirmenin ilk adımını atmışlardı. yüce modernlik tanrısı bir gün yanımıza geldi. yapmamamız gerektiğini, modernliğin insanlar için olmadığını ve dış dünyaya ait olduğunu anlatmıştı.

inanmadık.

sonralarda çok şey değişti. binlerce yıl yaşadım, binlerce insanlığa tanık oldum. tanrı katında yargılandığımızda bir çok davaya şahit olabileceğim şeyler yaşadım. titaniği ben batırdım mesela, o zamanlar reenkarnasyonla buz dağı olmuştum. zevkli işti. arada sırada okyanus yosunları üzerime çıkar beyaz dünyama renk katarlardı.

parayı asurlulara ben buldurmuştum. tanrıyla çok sohbet ettiğimden uzun bir süre ortalardan yok oldum. geriye döndüğümde paranın sahibi lidyalılar olmuştu. ama şu an hepsinden, her şeyden, insanlık adına attığım tüm büyük adımlardan nefret ediyorum.

ilk kadın. ilk erkek. tanrının ilk hatası. yanlış bilmiyorum, venüs gezegenine kurduğumuz apartmandan dünyaya doğru bakıp dertlerini anlatırken söylemişti bunu.

ilk başlarda medeniyeti yasaklayan adamlara saygı duydum. çünkü medeniyet, insanlığı geriye çeker. insanlar ilkel yaratıklardır. anlatılan ya da zannedilen kadar gelişmiş bir ekosistem değiller. bir ekosistemin ürünü ya da evrimin altın anahtarı da değiller. eğer ilkelliğe geri dönebilirlerse, bunu anlayabilecekler.

dövüş kulübünü yazıp chuck ile sohbet ettiğim zamanlardı. yanlış hatırlamıyorsam iki bin on dörttü. "biz televizyon izleyerek milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük. ama olamayacağız." cümlesini kurduğumda yanımdan koşarak uzaklamıştı.

şimdi, hala ölmedim. yeni hayatımda beni neler bekliyor bilmiyorum. ama size geçmiş hayatlarımla alakalı anlatabileceğim çok şey var ve en önemlisi ilkel olun. eğitim görerek, üniversiteyi okuyarak, yüksek paralar kazanarak hiçbir bok olamayacaksınız. sadece cumartesi pazarları tatil yapmak için olduğunuz mühendislikleriniz hiçbir boka yaramayacak. ileride, bir yerde çalışmaya başladığınızda, başınızı işinizden kaldıramadığınızda, yaşamak için vakit bulamadığınızda ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.

kaldırın paraları. yıkın devletleri. hiçbir şey, insanlarda sahiplik hissi yaratan hiçbir şeye izin vermeyin. erkeklerinizi öldürüp etinden soteler yapın. siklerini sucuklara ayırın. kadınlarınızı öldürüp dudaklarından tatlılar yapın. amını rakılara meze niyetine koyun. ilkel olun.

neden mi? hala neden diye sorabiliyor musun?

yaşadığınız dünyanın 6 milyarlık nüfusundan en az 2 milyarı anti depresanlar kullanarak hayatını yaşayabiliyor. yaşamaya çalışıyor daha doğru olur. çocuklar 10 yaşına girer girmez sigaraya alışmaya başlıyorlar. esrarı, uyuşturucuyu öven ve kullanan kişi sayısı gittikçe artıyor çünkü yaşayamadığı hayatları hayallerde görmeyi ve arkasından "dünya böyle olsaydı güzel olurdu." demeyi seviyorlar. hayatını yarı yolda bırakıp gidenlerin sayısından bahsetmemi istemezsin bile.

intihar etmek için tanrı yazıp, kaça gönderiyorduk?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…