Ana içeriğe atla

noluyor biliyor musun? bursa nefret kusuyor.

ne oluyor biliyor musun?

bursa nefret kusuyor. neden böyle oluyor biliyor musun? bilmiyorum. daha saatler öncesine kadar etrafıma mutluluk saçan bir insanken, evimde, koltuğuma oturduğum ilk anda üzerime çöken hain bir mutsuzlukla karşılaştım. benim suratımın asıldığı sadece yalnızken görülmüştür. yalnızdım ama, ankarada çektiğim her şeyin, bursaya adım atar atmaz düzeleceğine inanıyordum. bazen inançlı olmak da yetmiyormuş anlayacağınız. bazen, hangi şartlara uyup uymadığınızı bilmediğiniz halde mutsuz olabiliyormuşsunuz.

bunu öğrendim. uzaklardayken hayalini kurduğum şehrin, aslında mutsuzluğumun sebebi olduğunu öğrendim. buradan hemen, şu an, nasıl geldiysem kaçmak istiyorum. buradaki mutsuzluğumun, bu kadar çabuk olmasına alışık değilim. ankaradaki mutsuzluğuma alışmış olmam, artık zevk veren bir durum haline gelmişti. ama bursa... yani hayallerimin şehri... ne bileyim. canım acıyor.

bursa. mutluluğa bürünmüş mutsuz şehrim. söyleyeceklerim bu kadar. ölmek istiyorum, buradayken daha fazla. gitmek istiyorum, burada değilken istemediğim. buradan gitmeyi istemek, yeni tanıştığım bir duygu. buraya katlanamayacak gibiyim, canım çok acıyor. sanki güzel bir kadın taşşaklarıma dirsek atmış gibi. herhangi bir kemiğim kırılsaydı bile bu kadar acı çekemezdim. ismail abi'nin de dediği gibi: "bu acı geçiyor mu?"

üniversiteyi bile bırakmak istiyorum, bu bile yeni tanıştığım bir duygu. üniversiteye bir dakika daha katlanmak yerine, açık öğretimden bir yerleri yazıp bu yerden siktir olup gitmek istiyorum. ankara'yı bile buradan daha fazla istiyorum şu an ve ankaradan nefret eden bir insanım. bunun nasıl bir duygu olduğunu bilemezsiniz.

şu an, sanki çekilmemesi gereken, kurtulmak için boşa uğraşılmış bir işkencenin ortasındayım. hem de isteye isteye.

buradan gitmek istiyorum.
bura da benden gitmek istiyordur belki.
önemli değil. buradan, gitmek istiyorum.

Yorumlar

  1. Bursa'da üniversiteye başladığım ilk aylarda yurtta sıkıntılı zamanlar geçirmiştim.İnsanlar canımı acıtıyordu.Kaç kez ağladım.Gelip alalım seni dedi annem.Bir gün yine ağlaya ağlaya çıktım yurttan.Heykel'e çıktım.Bir sokak satıcısında bir şiir kitabı buldum.Fazla param yoktu ama yine de aldım.Okudum, gülümsemeye başladım, iyi geldi nedense.Sonra herşey düzelmeye başladı.Çok sevdim Bursa'yı.Yeşilini gözlerime doldurup hüzünle dönmüştüm Ankara'ya.Umarım sizin için de öyle olur :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…