Ana içeriğe atla

sigarayı bırakmıştır belki.


her gün balkondan gördüğüm şey, aynı manzara. bulutsuzluk tüm dünyayı kaplıyor. geçmişte göç etmiş kuşların hiçbirini göremiyorum, gözlerim kapalı gibi bakıyorum etrafa. ayın üzerinde delinmiş bir kütleye şahit oldum. aynaya baktım bu yüzden. belki de bugüne kadar dikkat etmediğim için oluşmuş bir boşluğa şahit olabilirim diye. nefes almayı da bıraktım. kendimi nefessiz bırakarak ölmenin mantıklı olabileceğini düşündüm. her sokak serserisinin yaptığı gibi yanımda bıçakla gezmeliydim belki de. canım ne zaman ölmeyi istese, bileklerime şafağına kaç gün kaldığını sayan asker gibi çizikler atmalıydım. bu kaçıncı, bilmeliydim. bu kaçıncı, bilmiyorum.

şiirlerden yaratılmış okyanuslardan nefret ettim şayet varsa öyle bir şey. şiirlerden de nefret ederdim. cemal süreyya beni görseydi hiç şair olmaz, soyadındaki y'yi hiçbir zaman kaybetmezdi mesela. ya da örnek verebileceğim başka şair bilmiyorum. ben kendi şiirlerimi kimsenin okuyamayacağı yerlere yazarım eğer ki bilmek istiyorsanız. hiç kimsenin giremeyeceği, ulaşamayacağı gizli kasalarda saklarım. oraya koyar ve dişi bir timsahın ağzına atarım mesela, bir daha ulaşamayayım diye.

sigaramı yaktım tekrardan. ve her gün balkonda gördüğüm, aynı manzara. kaldırımlar olduğu yerde duruyor. üzerindeki insanlar, her zaman olduğu gibi, hiç değişmemişler. birbirinden nefret ederken birbirlerine çok güzel gülüyorlar. uzaktan bakıp onlara biraz gülümseyerek içimden "orospu çocukları" diye geçiriyorum. duymuyorlar. duysalar da yer çekiminin acizliğine yakalanıp yukarıya kadar yükselemeyeceklerini biliyorum. hiçbiri bir muhammed değil ki yer yüzünün yüzlerce kat yukarısına çıkabilecekleri yetenekleri olsun. belki yerden zıplayıp ellerine hayali olarak verdiğim basketbol topunu potaya smaç basarlar, en fazla bu kadar.

sigarasını yakmıştır belki. şimdi olayın aşk tarafına girmek, beni bir cemal süreya yapar mı bilmiyorum. şayet yapacaksa bile cemal süreya'dan daha beter olmak istiyorum. şimdiye kadar aşk yüzünden acı çekmiş tüm insanlardan daha beter olmak, insan olduğumu kendime hatırlatmak ve bir boşluk bulmak için baktığım aynaya artık "ne de güzel bir insanım" diye bakmak istiyorum. çünkü, geriye kalan diğer tüm insanlar gibi aşk yüzünden acı çekmek, mükemmel bir şey olmalı. ama benim böyle yeteneklerim yok. ben bir şarkıda bile en fazla ağıt kısmında hüzünlenir, her sanatçının yapamadığı "aaaaaaa" diye bağırış kısmında ağlarım. bu yüzden en sevdiğim şeyin babybird denen grup ya da sanatçı olup olmadığını bilmediğim şey olduğuna inanıyorum. ilk önce atomic soda denen şarkılarıyla etkiliyor, sonra back together şarkılarıyla bitiriyorlar.

sigarası kalmamıştır belki. bakkala gideyim diyorum, gidebiliyorum da. bakkala gitsem, yani elimde olsa, eminim bir sigaradan daha fazlasını almadan çıkmazdım. bakkal abi, yani tüpçü hilmi dediğimiz kafası tüpe benzeyen adam sistemin ne kadar bozuk olduğundan bahseder; bir votka almama sebep olurdu. bir sigarayla iki kurşun, birisi kendim, diğeri alkol için.

sigarayı bırakmıştır belki. o kadar uzun süredir haber almıyorum ki ondan, ne zaman kendisine bir şeyler yazmaya kalksam konu kendini başka yerlerde şahlandırıyor. bir aşk mektubuna başlayayım diyorum. başlıyorum da. son bir defa okuduğumda "ya amına koyayım bir insan aşk mektubunda cemal süreya'ya ve sokaktaki yabancılara küfür eder mi?" diye düşünmeden edemiyorum. belki de bu da benim aşk anlayışımdır, başkalarına küfür ederek kendisinden uzaklaşmak. kim bilir? kendime küfür edersem başkalarına yaklaşabilir miyim yoksa her duygusal insanı aralarından ittikleri gibi iterler mi beni de? kime duygusallığımdan ve karamsarlığımdan bahsettiysem, yanlış yerde yanlış zamanda doğmuş ve tekmelere maruz kalmış, bu yüzden köşeye sinmiş ve ölmeyi beklemiş bir köpek muamelesi gördüm. bundan önceki hayatımda ne olduğuma dair olasılıklarım var fakat bundan sonraki hayatımda yanlış yerde yanlış zamanda doğmuş ve tekmelere maruz kalmış, bu yüzden köşeye sinmiş ve ölmeyi beklemiş bir köpek olacağım kesin.

okumuş ve beni anlamıştır belki.
sigarasıyla da eşlik etmiş olabilir.
ya da yazının uzun olmasından endişe edip paniğe kapılmıştır.
belki de nankördür o. bu yüzden ben köpek olmuşumdur, o kedi. bu yüzden ben onu kovalamışımdır ilk başlarda. ve yakalamayacağımı anladığımda, pes etmişimdir.

bunu ben bile bilmiyorum. sen nereden bileceksin?
bir şairinde dediği gibi: "siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz?"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…