Ana içeriğe atla

süs diye asabiliriz.

git. çok afedersin, kal. ya da sikinin keyfini bul. ona göre hareket et. ben burada bekleyeceğim. hareket etmeden, gözümü devirmeden, uyumadan, yorulmadan. bekleyeceğim. sen değil, belki geriden gelen biri keşfeder. ya da önden geriye doğru dönen. yolunu önce terk eden kaybeder, gemisini bırakan kaptan değilim ben arkamda düşünmem gereken hiçbir şeyim yok. bir kaptanın gemisi de değilim. ya da tanrının amelesi. hele ki sen... sen, hiç değilim. bu yüzden, beni boşver.

sigaranın üzerine çok fazla edebiyat yapıldı. bütün yapıtaşlarını, tek tek, açık kapı bırakmayana kadar aradım. üzerine yazacak bir şey bulamadım bu sefer. sadece içeceğim. sadece izleyeceksin. benden uzak dur! bana yaklaşma! öpmek bile istemiyorum kırmızı rujla süslediğin dudaklarını. zaten konunun hiçbir zaman seninle alakası olmadı. sen benim başlangıcımdın, finalim değil. ben senin orospunum, kullan beni. duygularını tatmin et. beni sevdiğini söyle, ama tek bir adım daha atarsan belimde sakladığım silahı çıkarıp kafana sıkarım. acımasız ve duygusuzum. karanlıktayım. sana sıkacağım derken arada kaynar kendi kafamı bile patlatabilirim! ne olur biliyor musun? silah sesini duyduğunda merminin sana doğru gelmekte olduğunu düşünür çığlık atarsın. kendi acını yaratırsın, acı yakınından geçmemiş olduğu halde.

bazen süt tozu olmasa bile kahveler tatlıdır. şekerini doğru seviyede attığında gerçek tadını keşfedebilirsin. bazen sigarasız da, alkolsüz de, çıplak kadınsız da, her şeysiz de yapabilirsin. çok merak ettiğim için yaşamadım kafamdan geçen tüm fantezilerimi. bir kadın olsaydım orospu olurdum. çünkü ben bir erkek beynine sahibim. bu yüzden hikayesini kurduğum her kadının sonunu ölüme ve sekse bağlayabiliyorum. bir kadın olsaydım, cinsel organıma girecek herhangi bir şeyin tadını almak isterdim. şimdiyse bırak tadını, kokulara dahil tahammülüm yok. bir insan olsaydım sahip olduğum tüm cinsel gücü hadım ederdim. bir seri katil tanıdım, tüm kurbanlarını cinselliklerine süpürge sopası sokarak katlederdi.

piskopatların en yakın arkadaşı değilim ama çok fazla sosyopat tanıyorum. bir gün bir piskopatın önünde, arkadaşımın gözlerini çıkarıyordum: hoşuna gidiyordu. bir gün bir sosyopatın önünde arkadaşımı öldürdüm... sıradan bir şey gibi bakıyordu. sanki "viski içer misin? yeni aldım." diyecek gibi. elimdeki baltayı alıp kafasını kopardıktan sonra yüzüme baktı ve ekledi. "işte, şimdi daha güzel oldu. eve süs diye asabiliriz."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…