tanrıyla anlaşma.

kanların üzerine yazılmış nano boyutlarda hormonsal sanrılar. farkında değilim. ne dedi? kimden bahsediyorduk. zaman durmuyordu. bir türlü uyanamıyordum. "doktor bey" dedim içimden, "üzerimde denediğiniz tedavilerin hiçbirisi benim istediklerim değil. kendiniz bakıyor kendiniz istiyorsunuz. neler yaşamak istediğime dair hiçbir fikriniz yok. ama beni acısız bırakırsanız, daha fazla ölürüm. ben acıyla tedavi oluyorum, mutlulukla değil."

tedaviyi yıllarca neden reddettiğime dair ufak bir açıklamam var ama yapmayacağım. yolumu göster, nereden gideceğimi söyle. sadece uzaklaşmak istiyorum. öldükten sonra görmem gereken beş yeri görmek istiyorum. uçağımı aradım saatler önce, hangi şehre düşüşün daha fazla sivilin ölmesine sebep olacağını sordum. en ihtişamlı ölümü hangi şehrin yaratacağını danıştım pilotuma. saatlerce anlattı. usanmadan dinledim. sabırsızlandım öldüğümde arkamdan gelecek yüzlerce oyuna kendini kaptırmış insan için. sonra bulutlardan indim ve kendime geldim. yaşamak için yine de bir sebebim yoktu.

sigaram bitti. bakkala inmek için üçüncü kattan atladım. tanrıyla anlaşmanız varsa eğer hiçbir şey sizi öldüremez. gördüğüm ilk bakkala girip iki yüz lira uzattım. para üstü kalmadığını söylediğinde "boşver, maddiyat önemli değil. sigaramı alıp çıkacağım." dedim tehdit algılarmış gibi. hiç itiraz etmedi, winston light'ımı verdi. gördüğüm ilk kapısı açık apartmandan girdim. hiç bilmediğim bir evin kapısını çaldım. tanrıyla anlaşmanız varsa eğer çok şanslı olabilirsiniz. kapıyı çıplak bir kadın açtı üzerindeki havlusuyla. ve sevgilisi. sokaklarda adını çok duymuştum ceren ile pelin'in, ama burada yaşadıklarını bilmiyordum. "pardon, bir sigara içip çıkacağım" diyerek içeri daldım. rahatsız olmuşlardı fakat o anki çıplaklıklarına ve masumiyetlerine dayanarak seslerini çıkartmamışlardı. çakmak istedim, verdiler. "hoşgeldin" dediler sonra, beş dakikaya geleceğiz.

kendimi hiçbir yere ait hissedemediğimden, gittiğim hiçbir evde 3 dakikadan fazla duramadım. kendimi hiç kimseye ait hissedemesem bile ait olduğum çok insan var. benim hayatım da ironilerle ve çelişkilerle dolu. doktor bey, çektiğiniz karaciğer ve boğaz ultrasonu kalbe hitap etmiyor. karaciğerden yukarı, sol tarafa... boğaz'dan aşağı, yine sol tarafa ilerleseydiniz bir kalbe sahip olmadığımı görebilirdiniz. aklınızda "peki kalbin yoksa nasıl yaşıyorsun?" sorusu oluşabilir. "tanrıyla anlaşmanız varsa eğer, hiçbir şey sizi öldüremez."

biraz vaktinizi aldım. parası neyse veririm. biraz vakitten çalmak herkese iyi gelebilir. sizler ölümlüsünüz. benim en büyük lanetim ölümsüzlük. newton ile oturup bu konuyu konuştuğumuzda utanmadan "benim sevgim elmalara ve küçük kadınların memelerine" demişti. kahramanca anlatılmış "başıma elma düştü" hikayelerinin yalan olduğuna en büyük şahit benim.

madam curie radyasyonu bulduğunda, dickson yarabandını bulduğunda, einstein henüz altını pislettiğinde yanlarındaydım. roma'yı yakan imparator neron'un sağ taşşağı olmuştum ve beni çok sevmişti. roma'yı yakma fikrini ben vermiş, yüzlerce sivilin ölümüne neden olurken gurur duymuştum. neron harakiri yapmak istemişti yaptıklarına dayanamadığı için. elindeki kılıcı alıp kendime soktuğumda, ölmediğimi görünce beni peygamber kabul etmiş ve söylediğimi yapmıştı.

şimdi uyandım.

arkadaşlarım, elden ele dolaştırdıkları esrar ile çok güzel kafalara girmişlerdi. tanrıyı gördüm. fakat o an kimseye bahsedemedim. şimdi, aklıma geldi. tanrıyla bir anlaşmam vardı, kim ihanet etti hatırlamıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız