yangın, bebekler ve pipiler. sonrası aynı.

aynı şeyleri yazıyorsun. aynı şeyleri okuyorlar. aynı yerden koşarak uzaklaş. ilk dönüşten sağa dön ve bok çukuruna düş. gördüğün ilk belediye musluğunda yıkan. kıyafetlerini çıkar. pipini tüm dünyanın önüne sun, hak ediyorlar. biraz mutluluk yaz, biraz mutlu ol. dağın tepesine çık ve bağır: "hepinizin amına koyayım!"

uyu. günaydın. uyan. iyi geceler.
iyi geceler. uyu. uyan. günaydın.
uyuyakalmadan önce yaktığım sigara evimi çok güzel yakıyordu. gülümsüyordum. dumanlar her tarafı kaplamıştı. yukarıdaki her şeyi işte o an düşündüm. ölüyordum ve aklıma gelen en mantıklı şey "yardım edin" diye bağırmak değildi. evrenle ters düşüyordum adeta. yapmam gerekenin yardım istemek olduğunu söylüyordu o. yardım isteyerek ölseydim gülümseyecekti. düşünerek ölürsem gülümseyecektim. ölmezsem eğer tanrının işine gelirdi.
küçükken altı bok kokan, üstü kusmuk dolu bir bebektim. bebeklerden nefret ederim, aynı kusmuk kokusundan nefret ettiğim gibi. bebekleri seven insanlara da hayret ederim zaten. yemek yerken kusmuk konusu açıldığında midesi bulanan insanların; üzeri kusmuk kokan varlıkları sevebiliyor olmasına şaşırıyordum sadece. benim için konu bundan ibaretti. yoksa bebekleri seven insanlarla birebir husumetim yok.
dumanlar içerideki karbondioksiti ya da karbonmonoksiti bayağı bir arttırmıştı. bu yüzden mantıklı düşünme yeteneğimi kaybetmiştim artık, yardım etme isteği dahil kaybolmuştu. hala gülümsüyordum ama. öldüğümde gülerek ölürsem arkamdan "oha lan! adam ölürken bile gülmüş!" derler diye düşündüm hep. itfaiye seslerini duyuyordum. ardından kapının kırılması. birinin beni kucaklayıp götürmesi için oldukça büyük bir güce sahip olması gerekiyordu. kendimi yavaş yavaş bırakmaya başlamış hücrelerim ağırlaşmama sebep oluyordu çünkü. zaten yeterince ağırdım.
yanarak ölmeyi değil, trafik kazasında ağır bir şekilde ölmek istiyordum. yıllarca uzun otobüs yolculukları yaptım, beklediğim kaza bir türlü olmadı. haberlerde gördüğüm mükemmel tasarlanmış trafik kazaları beni bulmamak için can atıyordu sanki. bir zamanlar, kış aylarıydı yanlış hatırlamıyorsam, hasta olmak için can atıyordum. insanların kazak giyerek dolaştığı sokaklara şortla çıkıyordum. alttan alttan yediğim soğuk bacaklarımı değil, pipimi donduruyordu.

normal şartlarda kontrol edilemeyen bir pipinin, donmuş şartlar altında nasıl kontrol edilebileceğini çok iyi öğrendim. soğuklarda donmuş pipinize sıcak bir el değerse, dünyanın en mutlu erkeği olabilirsiniz. bacaklarının yaz kış demeden üşüdüğünü iddia eden kadınların, soğuk kış aylarında ince çoraplarla dolaşmasının mantığını bu sayede çözdüm. donmuş bir pipi'ye dokunan sıcak el; sizi mutlu edebiliyorsa... donmuş bir kuku'ya dokunan sıcak el; onları da mutlu edebilir.
kapıyı kıran itfaiye görevlileri "içeride kimse var mı?" diye bağırıyordu. canım bir türlü "var! yardım!" diye bağırmak isteyemedi. zaten onlar da içeriyi aramaya pek gönüllü değillerdi. sadece yangını söndürmek ve gitmek istiyorlardı sanırım. ufak bir yangını söndürmek başarıdır; yangından birini kurtarmaksa kahramanlık. kahramanlık, herkesin kaldırabileceği bir olay değil. ben olsam, ben de kahraman olmak istemezdim.
beni içeride unutmuş olmaları dışında her şey yolunda gibi gözüküyordu. yangını söndürdüklerinde ölmemiştim. ama düşünemiyordum da. gülümsüyor muydum, yoksa ifadesiz bir şekilde beni bulan itfaiye görevlisine mi bakıyordum bilmiyorum. ama içimden vahşice gülmek geliyordu.
kafam iyi olsun diye çok uğraştım zamanında. pipisini bile kontrol edebilen bir insan olmuştum ve hayatıma kurduğum baskı çok ağır geliyordu. bu yüzden bir şeyleri kontrol edememeye aşık olmuştum. bir şeyleri kontrol edememek beni mutlu ediyordu. zaten insanlığın doğasında kontrol etmemek yatar. insanlar da, geri kalan tüm hayvanlar gibi hayvanlar. içerisine bastırdıkları şeyleri özgür bıraktıklarında insan olabilirler asıl. ama bunu öğrenmek için çok erken bir dönemdeyiz. bu yüzden şu an, yani henüz... sarhoş olmayı çok seviyoruz.
tekrar mantıklı düşünebildiğime göre ciddi anlamda ölmemiştim. günlük meselelerime geri dönebilirdim artık. aşka mesela.
bol boşluklu bir hayatın karamsar tarafıyım. mutluluğu ne kadar istersem isteyeyim bulamayacağım. her tarafım mutluluk oyunlarıyla kaplı. sahneyi o kadar çok seviyorum ki bitiremediğim bir senaryoya sahibim 23 yıldır devam eden.

beni ne kadar sevdiğin önemli değil, seni bir türlü sevemiyorum. söylediğin her yalana inanmak benim işim, ve söylediğim her şeyde yalan aramak senin. ben keskin değilim, yalanlar söylüyorsam iyiliğin için. bugün de gelmeyeceksin biliyorum; yüzüne vursam canın acır.

bugün de uyuyamayacağım geri kalan her gün yaptığım gibi. hayallerim var benim, kırılgan olduğum için kimseye söyleyemediğim. hayalleri vardı birinin, paramparça ettiler kaldırımın gördüğüm tarafında. beni biraz tanısalar, severler aslında. yıllar geçti. büyüyemediğimi gördüler. çocukluğumu gördüler. artık kullanılmak için yaratılmış bir oyuncak gibi hissediyorum kendimi; sahibi bilinmeyen. artık kullanıyorlar beni; ruh emiciler.

ne oldu? rüyaların da sonuna geldim. bilmiyorum kaçıncı oldu bu varsanı?
bırak. boşver.
sonrası... hep aynı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.