Ana içeriğe atla

artık.

perdem simsiyah, güneşi, aydınlığı geçirmesin diye. havam, içim kadar karanlık. aynaya baktığımda kendimi tanımıyorum. kim olduğumu hatırlayıp, tekrar unutalı 1 hafta oldu. kendimi tanımak için aceleci davranmışım, şimdi, kendimden daha fazla nefret ediyorum.

yazacaklarım, söyleyeceklerim, uzar gider. ağlamadan yazdığım yazılar hiçbir heyecanımı uyandırmıyor artık. kimseyle tanışmıyorum. hayatıma, yeni kimseyi almıyorum. bir şeylerin eksik olduğunu hissetsem de; hayata ne kadar fazlalıksam, o kadar kaybediyorum. hiçbir şey heyecanlandırmıyor beni. eskiden, teknoloji kokan büyük mağazalara girdiğimde geleceğe dair planlar kurar, bir şeyleri istemenin zevkini yaşardım. teknolojik kokan büyük mağazalardan bile nefret ediyorum artık.

koşmak, yürümek, yerimde durmak, hiçbir şey istemiyorum. bunu bir mektup olarak düşün. intihar etseydim, aynı cümleleri kurardım. yalnız olmadığı zamanlarda bile yalnızım diye ağlayan pis mahlukun tekiyim ben; beni neden takasın? beni neden sevesin? esasında, ben kötü bir insanım. hiçbir şeye değer vermediğimden değil, değer veremediğimden.

uzun paragraflar kursam, okumazsın. kısa yazılar zaten her şeyin özetini geçmeyi biliyor. uzun uzun yazılmış kitapları okumaktan bile sıkıldım artık; bırakın, kitaplar da bir köşede öksüz kalsın. ne olurdu biraz mutlu olsaydım? ne olurdu heyecanı tatsaydım? ne ara bu kadar kaybettim, ne kadar zamandır hiçbir şeye sahip değilim? eskiden sahip olduğumu düşündüğüm ne varsa yok artık.

düz giden yolları kapattım. yokuş aşağı inerken fark ettim, hiçbir yol bana göre değil. sabah, bir klasik olarak yerine getirdiğim ritüelimi, mastürbasyonumu yaparken zevk alamadığımı gördüğümde bile ağlayasım geldi. her insanın taptığı, benim uzak kaldığım her şeyden nefret ediyorum artık. seksten, aşktan, duygusallıktan ve mantıklı gelen her şeyden.

karanlığı bile kapattım, siyahlıktan başka hiçbir şey yok. gökyüzünün maviye çalan ruhu, bana hiçbir şeyi hatırlatmıyor. son haftalarda, yazılar yazarken bile acı çekiyorum; onlarca satır, onlarca paragraf, silerken ruhum acıyor. neden yazdığımı bile hatırlamıyorum artık. kendimden bile bu denli uzaklaştım.

beni ciddiye almıyorsun. ama kayboldum.
bulunmanın imkansız olduğu topraklardayım.
kendimi gömdüm, yok oldum.
işim tanrıya kaldı, sen gelme artık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…